NÖBETÇİ
KULESİ...
Kitabın
ortasından okunduğunda görülür, özellikle nöbetçi kuleleri terk edilmediği için
insanlık tarihine yön vermiş kutlu kurtuluş mücadelesi kazanılmıştır. Hemen
büyük zafer sonrası özbenliğe uygun devrimlerle ‘Ulus Devlet’ olunmuştur.
Devlet, tarih yapan güçlü bir lider önderliğinde kurulmuştur. Aslında her Ulus
Devletin çekirdeğinde kurucu millet ve kurucu mitos bulunur ama bu eşsiz destan
övünülesi, öğrenilesi ve öğretilesidir...
Öyle
ki kurulan devlet demokratikleşme ve
uygarlaşmaya koşut öncü kadro ve halk bütünleşmesinden beslenmiştir.
Sürekli devrimci kurtuluş mücadelesidir, varoluşunun ana kaynağı. Tam
bağımsızlığın tesisidir temel gaye. Devlet olmak, ulus olmak için bazen ortak
coğrafya, kültür birliği, dil ve din birliği de yetmez. Ulus devlet olmak,
dünya tarihine damga vurmuş devrimcilerle ve kalıcı devrimlerle olur. İşte o
yüzden, ilelebet nöbetçi kulelerinde olmak ya da olmamak üzere nöbete
durulur...
Son
yıllarda terk edilmeyen nöbetçi kulelerinden çıplak gözle gözlemlenen tüm ulus
devletleri, diktatöryaya veya dikta rejimlerine yaslama hevesidir. Önce diktacı
hareketlerin küresel dünyanın binbir türlü oyunlarına kanmasıyla mevcut hava
değişir. Sonra bu yerli işbirlikçi, milli destekli gerici hamle, sistematik
kaosları, yoz siyasal ve toplumsal düzen dizaynını getirir. Zokayı yutan ulus
devletler, böylece büyük sermaye tarafından kuşatılır, milli yerli görünen
işbirlikçilerce birlikte sömürülür. Yine de arzulanan oranda sömürülemez çünkü
ulus devlet birikimi vahşi sömürüye kanının son damlasına dek direnir. O
nedenle mutlaka yıkılmaları gerekir...
Nöbetçi
kulelerine birebir yansıyan ayrıntılara göre, yoğun yıkım daleveraları içten
dışa planlanır, dıştan içeri dayatılır. Kulun biri allanır pullanır lider
yapılır, oyalanacağı kurgu piyasa yaratılır. Sinsi senaryo doğrultusunda ulus
devlet demokratik bir düzen öngörmüyor safsatası yayılır. Önerilen yeni
sistemin zamanla klasik despotizm dayatacağı ustaca saklanır. Yani büyük
sermaye el birliğiyle yıkılmaya çalışılan ulus devletlerin yerine politik
teorisi olmayan, dünyada yeri yurdu kalmamış kalıntılara küresel armağan kukla
devletçikler kurdurur. Özel yetiştirilmiş sahte önder vasfında, sırf
rezervasyona tabi, revizyon bir yana anca eline tutuşturulan reçeteleri
uygulayan bir anlayış iktidara geçirilir. Devamında her sıkıştığında
despotlaşacak yönetime kapılar aralanır. En kıtkanaat dönemde çığır açan
devrimleri gerçekleştiren demokratik modeller işte böylesi karşı devrimlerle
eninde sonunda yıkılır...
Nöbetçi
kuleleri seyir defteri kayıtlarına göre ulusa ve devlete düşman bu karşı
devrimciler ve avanisinin özyaşam öyküleri irdelendiğinde, işin iç yüzünün
farkına kolayca varılır. Atılan ilmekler asla birbirini tutmaz ama tutkuyla
tapınılan eşyanın tabiatına aykırı, metafor forslu toplanma kampı
piyasacılığıdır. Serbest piyasa koşullarında başa gelişler ve tahta geçişler
sözde ilahidir ama bu dünyalık yapma hırsı açıkça hain bir elin dokunmasıdır.
İlk fırsatta başa kakılan bayat başbuğluk ve tatlı hayata temel reisliktir. Bu
yetersiz yetke, bilinçsiz yetki kullanımı millet üzerinde kısa süreli tutar. Bu
tutarsız var oluş ve acil yok oluşa çıkarılan tumturaklı davetiye resmen Ulus
devlet kavramına ihanettir...
İhanet
ötesi, dünya ölçeğinde imrenilen kurucu millete ve kurucu lidere seviyesizce
dil uzatılması meşrulaştırılır. Ulus Devletin içten içten kendi kendini yer
bitirir hale getirilmesine meşru zemin yaratılır. Çok uluslu ve uluslararası
sermayeli kurumların, gelip her şeyi toptan yutacağı ortam, kumpaslarla
hazırlanır...
Nöbetçi
kulelerinde nöbete duranların çıplak uyarılarına rağmen, ulus devletler
kuranlarını, temel kurallarını, kurtuluş ve kuruluş yolunda canlarını feda
edenleri unutmamalıdır ama unutur.
İlelebet var olabilmek için yegâne neden hak, hakikat ve uygar gelecek
iken yıkılmaz devrimler ve yılmaz devrimciler iken tümüne kaygısızca
yabancılaşılır. Yabanıl içgüdüyle salt varsıla yaranmak için, denize batmayı ve
insafsız bölünmeyi hedefleyen kıytırık modele yanaşılır.
Bu
yanaşmacı tavır, bu mandacı teorik yapılanma ve emparyal pratiksel karakter
sert ideolojik ayrımları öne sürerek, farklı sudan sebeplerle ulus devlet
manifestosunu zayıflatır. Tarihsel olayların şekli şemali ile oynanarak,
asılsız iddialar iğreti iktidarlara malzeme yapılır. Resmen kurucu ayarlar
bozulur. Kurulacak sistemin dünyada tekbir örneğinin bulunmadığı bilindiği
halde varmışçasına kıyaslanır. Ağdalı bir amigoluk yaratılarak sömürgecilik
batağına tamamen saplanılması sağlanır. Antik söylemler, antika öncüllerle
yerel ayrılıkların doğması planlanır. Büyük sermayenin programladığına hiç
itirazla karşılaşılmadan ulaşmak için ulus devletlerin diz çöktürülmesi
beyinlere işlenir...
Oysa
nöbetçi kulelerinde bilinen gerçeklik, dünyanın tarih arenasında çığır
kapatacak bir sona doğru sürüklendiğidir. Bu tek kutuplu helezonik hezeyana,
üstü örtülü üçüncü paylaşıma sadece ulus devlet inancı farkındalık yaratabilir
ve direnebilir gerçeğidir. O yüzden mikro milli ve radikal tavırlı düzenbazlar
üzerinden sistematik yağmacılık tartışmaya açılır. Haklı dünya gerçekliği budur
algısı alt beyinlere yerleştirilir. Mevcudun yönetememesi, muhteşem iktidar
biçimi budur bağlamında bağışlanır. Göbekten bağımlılık arttıkça ulus devlet
bilincinin çağdışı farz edilmesi de artacak yalanına bel bağlanır. Oysa
olağanüstü zor koşullarda çığır açanların çağı kolay kolay kapanmaz, yedi düvel
garantili garabetle kapatılamaz…
Kitabın
sonunu getirecek ahval ve şerait buyken gel de nöbetçi kulelerini terk et. Asla
terk ettiremezler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.