TAM SAHA PRESS, YIKILMAZ BLOKSS...

4 Temmuz 2026 Cumartesi

TAM ÖZGÜRLÜKÇÜ TAM DEĞİŞİM

 

TAM ÖZGÜRLÜKÇÜ TAM DEĞİŞİM

 

Asrın darbe girişimi sonrası yayan yola revan olma tercih edilince, beklenen değişimin ana hatları da belirmeye başladı. Başta köy, kent değişimi başlatacak özgürlükçü bir partinin ivedilikle hayata geçirilmesi gerektiği anlaşıldı. Aksi halde siyasi hayat durur, halkçı çıkış durdurulur. Ancak partileşirken eskiye nazaran daha tutarlı bir rota izlenmesi gerektiği de ortaya çıktı…

 

Durum ortada, siyasi kaostan sıyrılmaya salt parti kurmak yetmez. Kısa sürede demoralize olmamak için değişimin önüne set çekmeye çalışan iktidar ve derin devlet uzantılarının hamleleri önceden hesap edilmeli. Önlemler geniş tabanlı olmalı, kararlar ortak akılla alınmalı. Yani karşı cephe açış şekli ve siyasal pratik çok önemli.  Diğer yandan herkesin eleştireceği bir ideoloji, siyasi taktik ve kısır örgütlenmeyle yol alınamayacağı da bilinmeli. Bu arada sıkı tartışmalar yaratacak ve topluma negatif yansıyacak politik mücadeleye de artık son verilmeli. Yani mevcut partiyle olmuyorsa olmuyor. Bir umut hala sürdürülen parti içi demokrasi ısrarından vaz geçilmeli. Çünkü yetkisi muallak 'Kaypak Kompak' despotizmle uğraşmak resmen enerji kaybı. Eğilim eksilmesi…

 

Düz kontak butlan karargâhı, günbegün sinsice örgüt dinamiğini yıpratıyor. Devrik sultanın çizdiği doğrultuda yasal olmayan siyasal atraksiyonlarla particilik oynuyor. Bu ucuz senaryolu oyunda yer bulmak, ‘Kindar Koordine Konseyi’ gölgesinde köklü değişim gerçekleştirmek, faşizme karşı salt parti içi demokrasiyi savunmakla olmaz. Antidemokratik düzenlemelerle gittikçe kemikleşen legal siyaset çıkmazında, başka yol kalmamış ise başka bir çıkış yolu mutlaka açılmalıdır.

 

Unutulmamalı ki kesintisiz değişim için yandaş ve yoldaş basın saptırmalarıyla yol alınırsa art niyetli eleştirilerin manyetik alanından çıkamayan geniş yığınların beğenisi bir anda değişebilir. O yüzden duyarsız 'Kıytırık Kararlar' doğrultusunda apaçık kendi kendini tasfiye eden, yasal çerçevesinden kopan parti kaosundan çıkılmalıdır. Böyle giderse sadece eksiği karşısındakine yazan, suçu başkasında bulan zikzaklı, istikrarsız bir yol izlenmiş olur. Haliyle teori ve pratiğinde, strateji ve taktiklerinde, örgütlenmesinde eylemlerinde bütünsellik taşımayan, dağınık değişim çıkışı asla toplumda tutmaz. Özetle devrimci olamamış, militan partisi olmayı başaramamış bir kitle partisiyle yolculuk son durağa yakındır.

 

Siyasal yaklaşımlar bir yana tarihten gelen sıkıntının ürünüdür tüm bu yaşananlar. Zamanında saltanatı saf dışı ettikten sonraki aşamada ulusal devlet kurulmuştur. Ancak çağcıl olmayan sağcıl hükümetler, solu daima baskı altında tutmuştur. Monarşiye sevdalı oligarşi hedefe ulaşabilecek solu aşama aşama budamaya devam etmiştir. Bunun için değişimci ve evrimci mirası küllendirme metotları faşizanca kullanılmıştır. Gece yarısı düdük çaldığında kör suskunluk dayatılmıştır. Dahası Ata emaneti tam özgürlükçü, tam demokratik değişim idealinin üstü örtülerek, özü boşaltılarak sol hamaset çerçevesine hapsedilmiştir. Militanist damarı temsil eden genç kuşaklar ölümcül derecede hırpalanmıştır. Partinin öncülüğü ve kuracağı hegemonya, korku sultanlığı yaratılarak devreden çıkarılmıştır. Solun özellikle tek çatı etrafında birleşerek, lokomotif olma gerçekliği acımasızca baltalanmıştır. Partinin karşı karşıya kaldığı şimdiki siyasi perspektif tamda budur. Ancak tarihle sabit, değişim teorisinin toplumları kucaklaması böyle durdurulamaz anca geciktirilebilir…

 

Üstlendikleri geleneğin daha gerisine düşenlerle, sürdürdükleri keyfin ilerisine geçenlerin artık kamuoyunda karşılığı yoksa partili veya partisiz tam değişim ve radikal reform istemi kitleselleşir. Dört koldan dağıtılmaya çalışılan değişimci birikim, evrensel sıçramanın eşiğinde olma bilinciyle toplumsal mücadeleye öncülük etmelidir. Mücadelenin öne çıkardığı önderler, kökleri eskiye dayanan fiilen tasfiye olmuş enkazı artık gerisinde bırakmalıdır. Tam özgürlükçü değişimciler geçmişini toptan inkâr yanlışına düşmeden kendilerine yeni bir yön tayin etmelidir.

 

Yol açalım, yön belirleyelim derken otokratik veya teokratik burjuva monarşisi paralelinde bir paradigma tuzağına düşülmemelidir. Çünkü aşırı barışçıl yöntemler tam değişim felsefesini sahiplenecekleri bambaşka yönlere savurur. O yüzden özgürlükçü değişim savunucuları, tarihsel gerçekleri yeniden günün özel ve öznel şartlarına göre eleştirel süzgeçten geçirmelidir. Çünkü egomaniler egemenliğindeki hegemonya zoru görünce, tüm yetkilerini egemen sermayenin denetiminde burjuvaziye veya asker-sivil darbelere havale eder. Bu sayede geniş halk kitlelerine dayanmayan, sırf parlayan veya parlatılan önderiyle sınırlı demokratik açılımlar tarih sahnesinden çabuk silinir.

 

Sol tahlilde büyük sermayenin işbirlikçilerine ihale ettiği kanlı darbelerle önü kesilen ‘Das Kapital’ günlerinden geçildi. Marx, proletaryaya ilelebet iktidar tarif etmişti ama bu tarife harfiyen uyulmadı. Evrensel tarife hakkınca hiç uygulanmadı. Nice nice gençlik proletarya diktatörlüğü denen iktidarı beklemekle ömrünü tüketti. Bugün yol ayrımındaki tam özgürlükçü ve tam değişimciler bu birikimi yok sayma hatasına düşmemeli. Kesintisiz değişim için devrik cümlelerle devrim yapılacağını dile getiren doktrin siyaseti ve siyasetçileri dışlamamalı. Çünkü tüm yollar kapandıysa ve bir yol açmak gerekiyorsa bu kutlu yolculukta bedel ödemişlere kapılar açık tutulmalı. Unutulmamalı yol uzun ve herkese gereksinim var.

 

Öncelikle hiç gereksiz ulu çınarın çok yapraklı bol çiçekli dalları, bindiği dalı kesenlerce kırıldı ve yere düşürüldü ise tam değişimi kotaracak tam özgürlükçü bir partiye acil gereksinim var.

 

Sonrası kendiliğinden gelir…

PARTİ

 

PARTİ

Planlı programlı gelip, tüzüğe aykırı Parti içi mücadeleyi yükseltmeyi amaçlayanlar, Kurultaya hazırlık çalışmalarını boş bahanelerle başlatmayanlar bir gün mutlaka tarihe hesap verir. Verir ama Parti, geleneksel kimliğinden ve evrensel künyesinden olur. Çünkü Parti sağa her savruluşta insafsız, hayın ve hayırsız iradeyle, yetkisiz zulmedenlerin yargısız infazı yüzünden geriler. Dip yapar...

Bu gerilemeyi görüp, bölünme çat kapı kapıda, sonumuz ‘Kör Karanlık’ diyenlere arsızca uzaktakiler muamelesi yapılır. Butlan mutlan takmayanlara sinsice siyasi mezarlık muamması uygulanır. Zaten Parti içinde 'Kayyum Kumpas' tüm uygulamalar, özellikle ardı sıra gelen 'Kalpsiz Kanunsuz' tasfiyeler, birbirinden kopuk olaylar değildir. Aksine büyük olasılıkla büyük sermayenin denetiminde büyük yıkım zincirinin halkalarıdır hepsi...

Halka dayatılan ve lafta savunulan piyonist strateji ise baştan sona yanlıştır. Bozguncu taktisyen her kimse verdiği tüm taktikler de yanlıştır. Savlanan yanlışların tasviri bile yanlıştır. Evrensel doğruları hiçe sayan eleştiriler de kör cahilce itiraz da yanlıştır. Sınav çetindir. Dört yanlışın bir doğruyu götürmesi de yanlıştır...

İşte bu yanlışları var eden 'Kemirgen Kement' ve hava civa havarileri yüzünden Parti, yanlışlar ve yanlışlıklar komedyasına mahkûm edilmiştir. Parti, uzun yıllar sonrası zirveyi yakalamışken şimdi içten dışa dönüşüm sancısı yaşamaktadır. Parti, ‘Kahpa Kahhar’ zevat eliyle sürekli iç kavga üreten, siyasi ve ideolojik hegemonyası zayıflamış konuma çekilmek istenmektedir.

Bu malum isteğe bağlı 'Kapı Kulu' komplocuların arınma, arındırma ve sağlamlaştırma derdinde olup olmadıklarını doğru okumak gerekir. Eğer okuma hatası yapılırsa ‘Katılımlı Kopuş’ veya ‘Özellikle Özgürlük’ tavrı kendiliğinden gelişir...

Gelişen koşullara koşut, gelinen nokta eğer yeni Parti olursa, yeni ulusal kurtuluş mücadelesi verecek gönüllü güçler çok önem kazanır. Bunların memleketin nesnel ve öznel koşullarını doğru analiz edebilecek olgunlukta davranması esastır. Yani Parti kurulmasında olası başarısızlık, güvenilen kadroların analitik düzeye ulaşılıp ulaşmadığına bağlanmalıdır. Çünkü toptan konjonktür baştan doğru okunamamış demektir.

Başa gelecekler tamtamına tahmin edilememiş, ‘Kindar Kavara’ ve tayfasının attığı adımların tehlikesiz olduğu düşünülmüş demektir. Oysa her savruluş sonrası insafsız ve hayırsız iradeyle zulmedenlerin infazı yüzünden değişir dünya…

Yasal yolun tek seçenek haline getirilmesi, 'Kayyumcu Kanat' karakterlerin tam

kavranamaması mevcut Partiyi iyice yan yatırır. Eğer gereken acilen yapılamazsa az sayıdaki keşifçi, illegal yollar dahil daha dolambaçlı yöntemler deneyebilir.

Üstelik Saray ve Meclis, anamuhalif Partiyi yok etme veya yeni Parti kurdurmama noktasında birleşirse siyaset çığırından çıkar. Zaten iktidar bloğu, bunları yapıyorsa

hegemonyasını sürdürmek için muhafazakâr-dinci kesimleri çoktan arkasına almıştır. Yani mevcut yapı ebedi iktidarına engel gördüğü, sol alternatif partiyi olası seçimden önce imha etme programını devreye sokmuştur.

Bu vahim vaziyet, vasiyeti görmezden gelenlerin eseridir. Ayrıca esrik metodlar sola ve sağa indirilen darbelerle, tek parti diktatörlüğü kurulana dek ara verilmeksizin güncellenecektir. Çünkü iktidar blokunun kapitalizmi yukarıdan aşağı inşa etmesinin önündeki engeller kısa süreliğine kaldırılmıştır.

Diğer yandan soldan sonra sağdaki Dinci-Saraycı unsurlar dışındakilere de  darbeler indirilecektir. Amaç hegemonyayı güçlendirmek, tek partiye dayanan devlet iktidarının temellerini adım adım atmaktır. Salt bu yüzden

on yıllardır emperyal güçlere karşı, ulusalcı-demokratik solun şansı olmadığı söylenir. Oysa bunu düşünmek dahi egemen güçlere hizmettir.

Çözümün birleşik sol cephede olduğu görülünce de anında yedekte bekleyen 'Kısmi Kontrat' imzalamışlar sahaya atılır. Hatta yeni Parti kurulması önerileri patlatılır. Oysa hazır ve tetikte olmadığından yeni Parti çakılabilir. Olası yenilgi durumunda kontrolü yitirebilir. Ama bir yeni

Parti, sağcı-dinci unsurların hücumlarına karşı kendini her zaman koruyabilmelidir. Her ne kadar deneyimsiz olsa da yeni kurulmuş bir partinin hatasız başlangıç yapması da olanaklıdır. Hedefe ulaşmak illa ki imkânsız değildir.

Yani yeni Parti bir Kurtuluş Partisi olacaksa eğer uyarıcı vurgularda uzmanlaşmalıdır. Eğer teoriden pratiğe geçişin kesintiye uğramayacağı yollar bulabilirse, araba devrilmeden sonuca ulaşılabilir. Zaten araba devrildiğinde yol gösteren çok olur. Her şey olup bittikten sonra geriye doğru akıl yürütmek kolaydır.

Yine de tarihten ders çıkarmak için değinmek şart. Mesele toplumsal sınıfların tahlili, devrim üzerine yazıların analizi ve teorik-siyasal doğruların tespiti düzeyinde kalmamalıdır. Dolayısıyla yeni Partinin pratikte sınanacağı hesaba katılmalıdır.

Yapılan spekülasyonlara aldırmadan, sorumlulukların hayata geçirilmesini süreyle sınırlamak haksızlık olur. Ancak yeni Parti de kendine sunulan bu güvenle sağına düşen geleneği temsil etmemelidir. Çünkü stratejik yaklaşımlarında ciddi farklılıklar vardır. Sola indirilen ağır darbenin arkasında da bu sağcıl yılgınlık vardır. Unutulmamalıdır. Ayrıca olası bir yenilginin yaratacağı travmaya bağlanarak sağa kayış, yeni Partinin emperyalizme karşı mücadelesini de yavaşlatır.

Diğer yandan sağcılaşan yeni Parti eninde sonunda rotasından şaşar. Ve asla "emperyalizme ve feodalizm kalıntılarına karşı mücadele etme sürecini destekleyemez". Başlangıçta formül bu olsa da yeni bir aşamaya geçildiğinden yeni Parti ciddi taktik hatalar yapar. Yıllarca nice parti modelleri sınanmış.ancak tutmamıştır. Hatta aynı frekansta olanlar dahi zamanla ayrışmıştır. Bu son ayrışma olmalıdır.

Değişen dünyaya yeni versiyon bağlamında emperyalizmle bağlarını tamamen koparan bir yeni Parti kurulmalıdır. Burjuva demokratik devrimi tuzağına düşmeyen objektif tezlerini usturuplu anlatan, yeni bir parti olunmalıdır. Zaten başka çare yok, başkaca çıkış yolu da yok. Var diyen çıkarsa anlatsın da öğrenelim...

2 TEMMUZ 93...

 

2 TEMMUZ 93...

Sözde din adına, dine bağımlılık namına din dışılığın resmen tescilidir 2 Temmuz 93. Memlekette resmen kırılma noktasıdır 2 Temmuz 93. Gizliden gizliye, planlı programlı bu karanlık günleri hazırlayan provadır 2 Temmuz 93...

Bir zamanlar şu garip memlekette kapkaranlık geleceğin provasında diri diri körkaranlık karşıtı insanlar yakıldı. Apaçık insanlık suçu işlendi. Ateş utandı. İnsan postundaki kör kurtlar utanmadı...

Bu her anı canilik tüten cürümde bulunanlar ve iştirakçileri ilahi adaletten hiç çekinmedi. Davası yıllar yılı sürüncemede bırakıldı. Adaletli olmayan yasalar uyarınca zaman aşımına uğratıldı. Katillerin birçoğu benzer zihniyetin şemsiyesi altında yakıcı güneşten korundu, kollandı. Ve plan program dahilinde bu insanlıktan çıkan, insan yakmaktan çekinmeyen güruhla her devirde iş tutuldu yıllar içinde...

Yıllar sonra mozolesi, müzesi yapılsa da yakıcılığı, kavurucu ateşi asla sönmez 2 Temmuz 93'ün. Anaların babaların yüreği hala yanar, hala kanar. Alevinin ve küllerinin savrulduğu üç yanı deniz memleket, bu tavlı toprakların kararlı insanları, kör karanlığa karşı çıkar binlerce, milyonlarca. Sürer gider dava yıllarca...

Egemen dünyanın kurguladığı neo dinci-liberal iktidarlar hegemonyasının ne ilk ne de son kıyımıdır 2 Temmuz 93. Yeşil ateşe gömülmenin ilk kıvılcımıdır. Kurmaca din adına, göstermelik din bağımlılığı namına, bu hesapsız kitapsız yelteniş dinden kopuş, din dışılığa akıştır...

Tıpkı 2 Temmuz 93 gibi bir insan topluluğunu düşünsel, etniksel, mezhepsel, dinsel nedenlerle yok etme girişimkerinin, jenosit hamlelerin asla iddeti müddeti, müdafası müdanası olmaz. Yakın tarih yazacaktır, oldu ne yazık ki...

Kökten dinci vahşet eğilimlerinin en canlı örneği 2 Temmuz 93. Resmiyette zincirleme, pratikte diz boyu insanlığı sıfırlayan dinci-faşizan eğilimler dizgesi. Övünülen ve salık verilen sağduyunun ateş denizine gömüldüğü gün 2 Temmuz 93...

Sonrası daha feci. Hayret bu katliam nasıl durdurulamaz, bu nasıl bir fanteziymiş ki gerçekleşti diyenler sürüsü bir anda köşesine çekildi. Sindiler. 2 Temmuz 93 gizli planlar çerçevesinde önlenmedi, önlenemedi. Geç anlaşıldı şimdinin kaotik günleri o günden sonra hazırlandı...

Milyarlık yeryüzünde yer kaplayan canlı türleri içine kazara giren bir tür, 2 Temmuz 93 günü vahşi bir kalkışmanın hazırlayıcısı oldu.  Sonu nereye varacak düşünmeden böylesine adi bir kalkışma da aktif rol aldı. Lafta adil düzen namına pasif kalıp destekledi. Bu canlı mefta türler, kahrolası kahrolasıcalar, toptancı kafayla canlara kast etti. Adalet,  adalet de neymiş diyen bu cellatlar Madımak'ın kadife perdelerini tutuşturdu. Akıllar tutuştu...

2 Temmuz 93 Muhatabı belli, faili aleni bir olaydır. Buna rağmen yıllar yılı tecelli etmeyen bir adalet ayıbıdır. Ayrıca masumane bir girişim olarak başladı, provakasyona gelindi denilerek gizli savunuculuk tertibi ayıbın ötesi günahtır. Böylesine kitapsız, mezhepsiz, vahşice, gaddarca yapılan katliamın bahanelerle geçiştirilmesi ayıbın ayıbı büyük günahtır. 2 Temmuz 93 insanlık tarine girmiş en birinci utançtır...

2 Temmuz 93 kara lekesini memleketin yüzüne süren karanlık güçlerle, zaman içinde iş tutmak insanlığa ihanettir. Bu kara kalkışmayı sinsice ak eyleme eylemliliği ise insanlık tarihine geçmesi gereken hainliktir...

İşte salt insanlık onurunu kurtarmak adına yapılacak kutlu yürüyüş er geç başlayacaktır. Bu katılımı yürek yaracak, özel ve güzel bir büyük yürüyüştür. Küllerinden yeniden doğmak içindir. 2 Temmuz 93’ten bu yana gecikmiş, geciktirilmiş adaletin tesisi içindir...

Yoksa bir daha, bir daha başa gelir beterin beteri kanlı olaylar. Kambur vahşet pik yapar. Zalimler zirveye çıkar. Tıpkı 2 Temmuz 93 gibi emanete hıyanete seyirci kalındıkça devlet, millet yine insanlıktan sınıfta kalır. Töre, türe, tüze dip yapar...

Bilinen o ki karanlıklar ile karanlığa karşı çıkanların binlerce, milyonlarca yıllık mücadelesi sonsuza dek sürecek. İnsanlık var oldukça yüreklerdeki kızıl ateş ilelebet yanacak. Çünkü varoluşun temelinde ölmek, yanmak, dara çekilmek, yakılmak pahasına hep kutlu isyanlar yatar.

Ey insan unutma 2 Temmuz 93'ü. Unutturma ki karmator karanlığa karşı kutsal isyan sürsün. İnsanlık kazansın...

 

TAM ÖZGÜRLÜKÇÜ TAM DEĞİŞİM

  TAM ÖZGÜRLÜKÇÜ TAM DEĞİŞİM   Asrın darbe girişimi sonrası yayan yola revan olma tercih edilince, beklenen değişimin ana hatları da bel...