TAM SAHA PRESS, YIKILMAZ BLOKSS...

26 Mayıs 2026 Salı

FİTBOLDA BOL GOLLÜ BİR MAÇ…

 FİTBOLDA BOL GOLLÜ BİR MAÇ…

Fitbol klanlarının planları tutmayınca, Demokles’in kılıcı kırılınca düğmeye basıldı yine. Komitacı Kongre, KK mutlakçıları sabahın köründe, kulüp ocağına demir kesen müthiş baskınla muhteşem geleneği yıktı. Umutla beklenen fitbolda bayram öncesi para ablukası, paralı gurka ablukası başlatıldı. Arkası fazlasıyla gelecek gibi görünüyor yarınlarda. Ne yazık ki yaz ortası Deniz buz, yürekler buz kesti yine. Malum iktidarla, mazlum pozunda anlaşıp, masumların doldurduğu stadyumu ortaklaşa cehenneme çevirdiler. Bu şartlarda yüzyılın maçına devam etmek de zorlaştı...
Oysa fitbol çok kolay ama bir o kadar da zor bir oyundur. Stratejisi tek, temel derdi goldür. Kadrolar kaliteli ve ne kadar dirençli olursa olsun her maçın bir kırılma noktası vardır. Hele ki içerde dışarda rakibe teslim olursan, direnç kırılır, sahayı dar ederler adama. Kalen delik deşik olur...
Dahası sahaya atılanın, çimlere giren çıkanın haddi hesabı olmaz. Ve üst üste mağlubiyetlere, yüzyıllık şanlı tarihi yeşil çimlere gömecek bir mağlubiyet daha eklenir. Ancak yüzyıllık şanlı maziyi ikiye bölen son maçlar tarih boyu unutulmaz. Unutturulmaz…
Zemin iyice kayganlaşınca eskiden sadece ofsayttan gol yerken, anca itiş kakış, itiraz edilebilecek goller kale çizgini geçerken, faşizmin takımına teslimiyetle birlikte gol sağanağı başlar. Fitbolun kitabında çizgi dışı varsayılan pozisyonlar dahi çizgi içi sayılır. Kumbaraya döner skor. Teslimiyeti tesis edenler yüzünden güç takat kalmaz. Ve ileriden geriden, yakından uzaktan, ortadan yandan, sağdan soldan, altıpastan onsekizden, yerden havadan, yenir de yenir tuhaf goller. Kaplan kaleci kova olur. Koçbaşı ekip dağılır, fitbolik etik çimlerde sürünür...
Muhteşem maçın, kör kılıçla ikiye bölüneceği bilindiğinden bariz ve hatalı, açık tartışmalı pozisyonlarda ofsayta mofsayta bakılmaz. Kati karar mekanizması tek taraflı işler. Var salt kendi işine bakar, manzaraya doğru bakamayanlar kaleyi bulmayan şutlarla varını yoğunu rakibe teslim eder. Teslimiyeti hazmedemeyen tayfa ise fitbol tanrısına ve tanrıçalara siteme başlar. Forslu forvetler beklenmedik anda tezahür eden ablukayı bin bir delemeyince, 'fitbola adalet' tezahüratlarıyla orta yuvarlağa çöker. Tüm ekip oturur, eldeyken giden bir maça daha ağlanır...
Zaten fitbolun adaleti bir zamanlar bir kez delinince, kale arkasından bile fileye değeni gol sayar orta hâkim. Yan hâkim bayrak kaldırmaz, yandaş hâkim bayrak sallamaz, tümü gözüne gözlük saçına tarak takar. Hava tulumba basmalı hakimler, hıyarto hıyanetçileri safına çeker ve atarı yatarı, batarı çıkarı umursamazca doğrar. Bin bir surat düdükler üçken dört, dörtken beş, beşken pentagon olur. Stadyumun her köşesinden çalıntı düdükler, gördüğüne de görmediğine de çalar. Daha başlama vuruşundan belli yarım kalacak bir maçı çürük piyonist düdükler, sırf üst düdük talimatıyla etap etap idare ederler...
Geç de olsa anlaşılan ise yüzyılın maçına çökenlerin kendilerini üst akla kiraladığıdır. Fitbola kumpas, kongreci kumpasçıların son hamlesi olmadığıdır. Dünyada muadili bulunmaz oligarşik istilaya, dört koldan yağmur gibi inen rakip ataklara cansiperane direnilirken, zone prese ve faşizan baskıya karşın kalesinde tek gol görmemişken düdük üflenir. Anında maçın seyri değişir. Diktacı hevesle tabela değiştirilir. Ve tarihi maçta, omurgalılar ile omurgasızlar maçında ilk etap biter. Ne zaman yarım kalacağı belirsiz bu tarihi maçta ikinci devre başlar...
Yani malum saha şartlarında, pek de masum olmayan kararlarla rakibin lehine gelişen koşullarda maç oynanırken, kesintiye uğradığını dünya âlem gördü. Komitacı Kongre mutlakçıları, etrafına topladığı fitbol kolluk gücüyle, tipi tipsiz fitbol holiganlarıyla, benç kaçaklarıyla hatta rakip amigolarla, yeşil sahaya girdiler. Elde demir testereleri, öküz başları, elde meşaleler, elde plastik duman tapancaları vesaire. Sahada canhiraş rakip ekiple savaşan cengaverleri gözyaşına boğdular. Stadyum içindeki seyirciler ve dışarıdaki milyonlarca taraftar bir kez daha kahroldu...
Kahrolası fitbol diktatörlüğüne, fitbol tanrısı ve tanrıçalarının gölgesindeki kongre kumpasçılarına hiç şaşmamak gerek. Fitbola politika virüsü girdi bir kere, kaçış yok. Pek yakında fitbolun tam bağımsızlık arması yüzyıllık ulu çınarını, nasyonalsosyalist, neofaşist, protestandinci kulüp yapma yolunda atraksiyonlarına geçilir. Kale yıkılır belki ama kapı stoperlerinden başlanarak tekrar inşa edilir. Yani tarihe fener yakan maç asla bitmez. İnatla direnir, faşizme geçit yok felsefesine tapan solaçıklar. Canı bedenden sakınmadan rakip kaleye butlanı geçirir, 'Self Control' eşliğinde şutlan döver. Döver ha döver. Yani solaçıklar maç bitti demeden maç bitmez…
Böylesine kaotik fitbol atmosferinde, fitbolun gerçeklerine Aldırmaz Komitacı Kongreci tayfanın topu eninde sonunda delinir. Toptan fitbol mitbol kurbanı olurlar. İşin gerçeği fitbolik kumpaslara sığınan bu AKK ile artık santim yol gidilemez. Ancak fitbolist fanatizm, temiz fitbolu teslim alınca, fitbol aşkına yüzyıllık şanlı mazi hatrına direnmek esastır. Maçın son dakikasına dek. Anca uzatmalar sonrasında yol ayrımına gelinir. Onun marşı da hazır, “yürüyelim arkadaşlar…”

19 MAYIS; NUTKA GEÇİŞ...

 19 MAYIS; NUTKA GEÇİŞ...

Nutuk, ulus devleti ve devrimlerini geleceğe aktaran en güvenilir tarihsel belge. Yazarı halk olan en büyük ve eşsiz eser. Binlerce belgenin tek kitapta vücut bulmuş hali. Temel kaynak...
Dört bir tarafı işgal edilmiş ülkede, mucizeler yaratılabileceğini, zor şartlarda verilen mücadelenin nasıl zafere ulaşılabileceğini ayrıntılarıyla gösteren pusula. Her devrimciye el kitabı. Her vatansevere başucu kaynağı…
İşgal dönemi vatanseverlerin yanısıra vatan hainleri de çıkar. Nutuk dikkatle okundukça düşmanla işbirliği yapanlar, ilk fırsatta vatana ihanet edenler, saltanat ve hilafet yanlıları demokratik cumhuriyete cephe açarlar. devrimleri reddederler. Hatta kutlu kurtuluşa ve tam bağımsızlığa giden yolu ve yolculuğu kınarlar...
Bu gün de Nutuk okumak lazım. Nutku tutulmuş imparatorluktan, cumhuriyete geçişe bizzat tanıklık etmek için. Hariçten nutuk yerine, 19 Mayıs’ın antiemperyalist ruhunu görmek, Cumhuriyeti yaşamak ve yaşatmak için…
Mayıs 1919, ayın 19. günü Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıkar. Şöyledir genel durum ve görünüş; " …Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu topluluk 1. Dünya Savaşı'nda yenilmiş. Ordu her taraftan darbe almış, yaralanmış, koşulları ağır bir ateşkes anlaşması imzalamış. Büyük savaşın uzun yılları boyunca Ulus yorgun ve yoksul düşmüş. Ulusu ve ülkeyi genel savaşa sürükleyenler, kendi başlarının kaygısına düşerek ülkeden kaçmışlar. Padişah ve halife Vahidettin soysuzlaşmış, yalnız kendini ve tahtını kurtarabilmek düşüncesiyle alçakça yollar araştırmakta. Damat Ferit Paşa hükümeti güçsüz, onursuz ve korkak. Yalnız padişahın isteklerine uymuş ve onunla birlikte kendilerini ayakta tutabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş durumda…"
Haliyle ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve dahi alınmaktadır. Ordu terhis edilmektedir...
Öyle vahim bir hal ki; İtilaf Devletleri ateşkes antlaşması hükümlerine uymaya gerek bile görmüyorlar. Uydurma nedenlerle itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul'da. Diğer taraftan Adana, Urfa, Maraş, Antep, Antalya, Konya, Merzifon, Samsun da aynı durumda. Yani; " Her tarafta yabancı devletlerin subayları, görevlileri ve özel adamları çalışmakta…"
Nihayet söylenecek son sözün söyleneceği tarihten 4 gün önce; " İtilaf Devletlerinin onaylamasıyla 15 Mayıs 1919'da, Yunan İzmir'e çıkıyor..."
Durumun korkunçluğu ve ağırlığı karşısında, her yerde her bölgede, bir takım kişilerce Kurtuluş yolları düşünülmeye başlıyor. Ve bir takım örgütler doğuyor. Diğer yandan ulusal varlığa düşman kuruluşlar ve girişimler de ortaya çıkmaya başlıyor. Manda isteyenler de kıpırtılar içinde...
İşte bu boğucu atmosferde Mustafa Kemal Paşa, geniş yetkilerle donatılmış müfettişlik göreviyle 19 Mayıs 1919'da Samsun'da...
Paşa, 'iki kolorduyu doğrudan emri ve komutası altında bulunduracak, müfettişlik vasfı ile de Anadolu'daki askeri birliklerle, valiliklerle ve sivil örgüt yöneticileriyle yazışabilecek, ilişkiler kurabilecek ve bildirimlerde bulunabilecek' tek yetkiliydi...
Yetki geniş çaplı, "Bu geniş yetkiyi, beni İstanbul'dan sürmek ve uzaklaştırmak amacıyla Anadolu'ya gönderenlerin, bana nasıl verdiklerine şaşabilirsiniz. Bana bu yetkiyi onlar bilerek veya anlayarak vermediler. Her ne pahasına olursa olsun benim İstanbul'dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe idi; Samsun bölgesinde düzen bozukluğunu yerinde görüp, önlem almak üzere Samsun'a kadar gitmek. Ben bu işin başarılmasının üstün yetkili bir görev verilmesine bağlı olduğunu ileri sürdüm. O günlerde Genelkurmay’da bulunan ve benim amacımı bir ölçüde sezinleyen kişilerle görüştüm. Müfettişlik görevini buldular ve yetki ile ilgili talimatı da ben kendim yazdırdım. Dahası Harbiye Nazırı Şakir Paşa bu talimatı okuduktan sonra imzalamak da kararsız kaldı, mührünü okunur okunmaz biçimde basmıştır..."
Mevcut devletin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti. Osmanlı parçalanmıştı. Elde bir avuç Türk'ün barındığı Ata yurdu kalmıştı. Emperyalistlerin emeli bunun da paylaşımıydı. Yani 'Osmanlı devleti, devletin bağımsızlığı, padişah, halife, hükümet bunların hepsi anlamını yitirmiş birtakım boş sözlerdi'...
Öyleyse sağlam ve gerçek karar, "Ulusal egemenliğe dayanan tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak..." olabilirdi...
İstanbul'dan Karadeniz’e açılmadan önce düşünülen ve Samsun'dan Anadolu'ya geçerken uygulamaya konulan karar budur. Bu karar doğrultusunda süreci evrelere ayırarak, adım adım zafere ilerlenmiş, salt zafere kilitlenilmiştir.
Bir kutlu mucize gerçekleştiren bu kararın dayandığı en sağlam düşünce ve mantık ise şuydu; "Ya İstiklal Ya Ölüm..."
Bu düşünce ve mantıkla, 19 Mayıs'a özgü antiemperyalist ruhla ikinci yüzyıla...

ZUMBİYA FAŞİZMİ

 ZUMBİYA FAŞİZMİ

Zumbiya'da zorba düzen kendi geleceğini iyice zora soktu. Çünkü pentagonvari sivil darbelerle kurguladığı formalist siyasal süreç, resmen faşizme geçit verdi...
Vaktinden önce hukuk dışı, hukuki kararlarla adrese teslim davetiye yazıldı. Kopya formal piyonlara fırsat yaratıldı. Ama boşa. Çünkü tinsiz ve tıynetsiz protipler karanlığa asla ışık yakamaz. Bu yüzden milli ve yerli Zumbiya faşizmi kendi karanlığında boğulacak gibi görünüyor.
Ayrıca içten pazarlıklı, cemiyetsel gölge operasyonlar artık hepten sıradanlaştı. Defalarca köşeye sıkıştırılarak kıpırtısız ve sessiz kalması istenen muhalefet ise olmadık derecede kararlılıkta. Teyakkuzda ve isyanda. Benzer hamleleri beklenmedik dirençle savuşturdukça, eylemsel direniş potasında profesyonelleşti. Yani mutlak gidici iktidar, mutlak butlana sarılarak süre uzatma derdinde. Ancak muhalefetin yıkılmasına veya teslim alınmasına ilişkin artık ne yapsa tutmayacak gibi görünüyor. Çünkü faşizme karşı omuz omuza direniş tavrı, birleşen Zumbiya'nın siyasal gerçekliği oldu.
Müesses düzenin faşizme kayarak, türlü desiseyle kutlu emanete ihaneti dayatması semptomal bir durum. Yapmacık burukluk, uyduruk bahaneler, sananeler bananeler ise çürüyen resmiyetin açık belirtisi. Ayrıca saltanat kayığına binmiş güdümlü yargı, muhaliflerin sinir telleriyle haddinden fazla oynayınca siyasal gerginliğin tüm katmanlara sıçrayacağı aşikar. Sanki bu hal ve gidiş müesses iktidar tarafından pek fazla umursanmıyor. Ancak bu vurdumduymazlık tam demokrasi inancını yükselten ana tema. Yani müesses yapı muhalefetin defterini düreyim derken, kendisi tökezliyor.
Faşizan kararların, hukuksal dayatmaların özü muhalefette özgüven kaybı yaratılması. Siyaseten taban ile tavan arasında keskin çatışmaların başlatılması. Hedeften sapmasının resmiyet kazanması. Ancak tüm faşist hamleler, muhalefetin devrimci özüne dönmesinden başka işe yaramıyor.
Zaten bu konuda tek yasal yetkili yeseka. Resen istif bozan bir karara imza atmazsa rota değişmez. Aksi halde münasebetsizlere gününü gösterecek yeni yol haritasına geçilir. Olan yine sırça köşklerde, altın saraylarda yaşayanlara olur. Belki de tam tersi. İşte o fena bir durum...
Zumbiya'da faşizmin gölgesinde yapılan sıradan davetlere, sırf akıllarını üst akla kiralamışlar icabet eder. Ortak akılla hareket edenler ise icabında ölümü göze alarak faşizan atakları cesaretle karşılar. Kitleleri Zumbiya'nın ikinci kurtuluşuna konumlandırır. Ve resmi otoriteye, gayriresmi faşizme geçit vermez. Bu zorbatik manzaraya yakın çekim itiraz farkındalığı, mücadele azmi yaratır. Ve binilen dalın da asırlık çınarın da kesilmesi önlenir.
Kesin olan faşizmin gölgesinde fikri ve zikri ile şeytana satılmış Zumbiyalılar formaliteden muhalefet ister. Bunlar sık aralıklarla muhalefete muhalefet edenlere yanaşır. Eğer bu yanaşık düzen toptan reddedilmez ise Zumbiya zifiri karanlıkta kalır. Busbulanık gündüz formatında resmen hezimetle karşılaşır. Ve işte faşizme hizmetin neticesinde gerileyen Zumbiya bu diye tarihe bir not daha düşülür...

HEGEMONİK PANİK

 HEGEMONİK PANİK

Hegemonya kuruluş özelliklerini uzun süre koruyamaz. Çünkü hegemonya sonsuza dek işleyecek baskın bir üstünlük değildir. Her kritik süreçte, her kaotik dönemeçte güncellenmesi gerekir. Zaten siyasal açıdan sadece tehdit ve dehşet mekanizmasıdır. Ayrıca demokrasinin gelişimine asla hizmet etmeyen, toplum katmanlarını yönlendirme gücünü sürekli elinde tutmak isteyen parlamenterizmi dayatır. Hukuksal dinamiği ise iki dudak arasına sıkışmış hukuksuzluktur.
Hegemonik klikler ve normları toplum kesimlerince zor benimsenir. Korku sultanlığıyla dahi kabul görmeyince zor kullanmak dahil bir çok enstrümana meşruiyet kazandırılır. Dahası genel geçer doğruları bile altüst eden varyasyonlar devreye sokulur. Varlığının tarifi algı aldatısından ibarettir. Üstelik oligarşik temeli de çok kaypaktır. Bu kaypak yapı kritik aşamalarda mevcut İktidarı sürdürmek için sürekli faşizan manevralar geliştirir.
Hegemonik panik, devlette derinleşince omurgalı omurgasız kavgası başlar. Kısa zamanda son etaba geçilir. Şeref yoksunu alçak karakterliler ile sonu çoktan gelmişler, sona yakın günlerde son şanslarını kullanırlar. Ya kaybettikleri iadei itibarı kazanırlar ya da siyasi mefta olurlar...
Diğer yandan hegemonik konjonktür, sonunun geldiğini gördükçe siyasi manzaraya göre yer ve yön değiştiren hukukçuları devreye sokar. Bizzat antidemokratik düzen partilerini kullanır. Özgürlükçü sosyal sistem öneren demokrat yapıları ise kolpa girişimler ve pompa politikacılar vasıtasıyla kaosa sürükler. Tüm ilerici hamleleri, toplumu yanıltarak gereksiz seviyesine getirir. Böylece topyekun İktidara yürüyüş kesintiye uğratılır.
Hegemonik hakimiyet uyarına getirerek büyük kongreleri butlan sayan, meclisi baypas eden tutucu tepegöz liderliğinde, egemen sermayeye hizmet eder. Solcuların, sosyalistlerin veya devrimcilerin iktidarını engellemek için baskın seçim planlar. Demokrasinin rafa kaldırılması, seçimlerin ertelenmesi veya uzun süre yapılmaması fikri toplum katmanlarından saklanır. Tarifsiz ve manasız çifte standart yasaklarla meçhule yürür hegemonikler.
Yürürlüğe giren kararlarla birlikte hegemonik güç, ileri demokrasi yanılsamasını kullanarak hegemonyasını tam kurar. Ve hegemonikler toplumsal ilerlemenin önünü radikal tertiplerle keser. Hatta salt demokratik devrimi engellemek için karşı devrimci rolüne bürünür.
Karşı devrime direnen hegemonik panik karşıtları son sözü söylemeden sistem düşmez. Ve butlan mutlan kar etmez, küresel odaklar mutlak yenilir, sermaye diktatörlüğü mutlaka yıkılır. Hegemonyadan kurtuluş eninde sonunda gerçekleşir. Kurtuluş reçetesi de belli, 'kurtuluş yok tek başına...'

FİTBOLDA BOL GOLLÜ BİR MAÇ…

  FİTBOLDA BOL GOLLÜ BİR MAÇ… Fitbol klanlarının planları tutmayınca, Demokles’in kılıcı kırılınca düğmeye basıldı yine. Komitacı Kongre, KK...