DURUŞMAN
YOZMAN ÇATIŞMASI
Bölgedeki
savaşı, komşuya düşen ateşi ve ülkeye yansıyan gerginliği kaçırılamaz fırsat
bilip 'nerde Trak orda bırak' kenti Silibriya da tarafların özlemle beklediği
duruşmalara başlandı. On yıllardır iktidar erkini elinde tutan yozman
tarafından, sandıktan kaçmak için veya seçime Duruşman ile girmemek için
kurgulandığı ifade edilen kumpas, dünya çapında görücüye çıktı...
Bitarafın
yetkili ağızlarınca 'peçete, paçavra' yakıştırmasıyla anılan, yaklaşık dört bin
sayfalık iddia-iftiraname vizyonda. İçi ilkesiz odunlar, çürük ağaç tomrukları
rumuzuyla haysiyet cellatlığına soyunan gizli tanıklarla dolu. Duruşmanın ilk
günü özet okundu geçildi. Anlaşılan o ki dört bin gün süreceği öngörülen
mahkemede baştan belli olduğu gibi suç isnat edilenler değil resmen reel
siyaset yargılanacak...
İlerideki
günlerde yozman direktifleriyle kurulmuş heyet, absürt sürtüşmeyi ve silik
çatışmayı aymazlıkla mahkemeye taşıyacak. Önden belirlenmiş cezaları kesecek.
Bu yoz sistemde yargının feriştahı olsa ne yapar gene aynını. Gözler kapanır
vazifeler yerine getirilir çünkü emir demiri keser. Zaten yargılamalar epey
uzun süreceğinden veya punduna getirilip anında bitirileceğinden ortalıkta bir
şehir efsanesi dolaşıyor. Hakem heyeti emre amadeliğe iştahlı üçü beşi bir
arada 'ehliyetleri çok çok yeni' olanlardan atandı. Yani kararı vereceklerin
hepi topu acemi ve çaylak...
Her
cephede tek etkili, sivri akıllı yozman inisiyatifiyle orada yani 'nerde Trak
orda bırak' şehri Silibriya da komplo teorileri çerçevesinde yargılanan salt
Duruşman değil. Yargılanan yozlaşan siyasete adam gibi adam duruşlu Duruşman ve
yoldaşlarının getirdiği ve hayata geçirilmesinden korkulan yeni siyaset
anlayışı. Duruşman ve yoldaşlarının mevcut iktidarı devirme algısının ve
iktidara yürüyüş gücünün önüne geçme, güdümlü yargı ve ölümlü yargıçlarla
Duruşman ve ekibine bidaha geçilmeme savaşı...
Bölgenin
kirli savaşla kirletildiği, kan döküldüğü şu günlerde yapılacak 'ilk seçimde
mevcut iktidarı değiştirecek başkan adayını' yargılayarak siyaset bir kere daha
kirletiliyor. Lekesi geçmez o malum kararı verecekler şunu iyi bilmeli, ömür
boyu 'o karar sizinle gelecek ve hep sizinle olacak.' Duruşman ve yoldaşları,
duruşmaların sonunda takdir yetkisini elbette yargıçların elinden alamaz. Ancak
'o karar nereye gitseniz sizinle gidecek' takdiri size uygun görülendir. Bu
arada gün gelecek 'iddia makamı da yargılanacak' yargı makamı da...
Yani
adı iddianame soyadı 'iftiraname' denilen bu tumturaklı söylenceyle başkente
selam çakılıyor. Yozman ve silsilesine esas duruşta çakan çakana. Ancak
Duruşman, daha başlangıçta çivisi kopmuş duruşmalara çelik iradeyle paslanmaz
çiviyi çaktı bile. Sayesinde asıl asrın yolsuzluğunu ve asil soysuzluğu
hangi ‘ahtapotun kolları’ yapmış
anlaşılacak. Yani çok yakında
'Asrın
yolsuzu' Duruşman mı yozman mı net bir şekilde ortaya çıkar, Yazmanlar tarihe
not eder. Ve yarınlarda bu sefer onlar yargılanır...
Siyasi
ikbal için devri sabık yaratma derdindeki yozman ve şürekası 'birazcık mertliği
varsa masum insanları bırakır, tek başına Duruşman ile mücadele eder.' Aksi
halde bu apaçık savaş esiri dayatmalı, dünyada eşi benzeri görülmemiş siyasi
dava aslına rücu eder. Ayrıca millet aşkın gücünü gösterdiğinde 'kurtuluş yok
tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz' haykırışıyla ayağa kalktığında ortada
dava mava kalmaz. Kalmaz çünkü bu eften püften uyduruk kaydırık davalar
toplumda mücadele azmi ve 'büyük bir özgüven' patlaması yaratıyor...
Toplumsal
patlamayı önleyeceği düşünülen bu davalar bir nevi gerçeğe yolculuk. Geleceğe
'caps olsun diye' söylemeden geçilemeyecek bir duruş. Duruşman ve yoldaşları bu
duruşmalardan yüz akıyla çıkar. Yakında nerde Trak orda bırak kenti
Silibriya'dan da çıkarlar. Ve Duruşman, yozman ve şürekasını bir kez daha
sandığa gömer...
Duruşman,
yozmanlara karşı özlemle beklenen duruşmada. Dava siyasi, çatışma baki.
Duruşman ile yozman çatışmasının nedeni, siyasetin mahkemelerde
süründürülmesinin özü sandık. Tüm mesele sandıktan çıkmak veya çıkamamak. Yani
tarafları kemikleştiren umu da korku da bu...
Bu
arada bölgeyi saran savaş ve komşuya düşen ateşin, siyasi davalarla sendeleyen
bu ülkeye de sıçrayabilir gerçeği unutulmamalı...
KÜSLER
DENGESİ
Vahşi
kapitalizmin doğası gereği, çıkarılan her emperyalist yayılmacı savaşın çoğunlukla
hedefine ulaşmadığı tarihsel gerçeklik. Buna rağmen özellikle yakın geçmişin insanlığa
bedeli ağır olan hataları tekrarlanıyor. Çünkü emperyal güçler bölgesel
savaşlar güdümleyerek dengesizleşen egemenliğini kurtarmaya çalışıyor. Diğer
yandan büyük sermaye, Ortadoğu ülkelerine finans merkezi kaymalarını engellemek
için küresel küsler yaratıyor. Petrol ve doğal gaz başta enerji için kanlı
saldırıları ve kirli savaşı makul göstermeye çabalamadan sürekli bir yerlerden
düğmeye basılıyor. Fazla sürmeyeceği malum akla zarar kararlılıkla uzun soluklu
operasyonlar başlatılıyor...
Tıpkı
aslı bozuk turp ve kanı bozuk binyemin ikilisinin Ortadoğu’da sahnelettiği son
savaş oyunu gibi. Saldırı öncesinde bölgenin doğal yapısını olumsuz etkileyecek
ne kadar etmen varsa ete kemiğe büründürüldü. Pentagon tarafından
projelendirildiği bariz operasyonun hayata geçirilmesi için devasa parasal
kaynaklar kullanıldı. Bizzat üzerine oynanan ülke, komşu ülkeler ve bölgede
istikrarsızlık yaratıldı. Yakın uzak komşularla ebedi küslük programlandı. Böylece
tepesine binilecek ülke dünya kamuoyunda yalnızlaştırıldı. Sonra katil jandarma
pozisyonundaki Abd, tüm saldırganlığıyla piyasaya sürüldü. Uluslararası hukuk
çerçevesinde olmayan, uluslararası hiçbir kararla desteklenmeyen, bölgesel
çaplı paylaşım savaşları başlatıldı. Bu tek taraflı girişim eli kanlı Israel’in
de katılımıyla çift başlı ejderha konumuna evrildi…
Her
on yılda bir, bir Ortadoğu ülkesi yeniden dizayn edile edile bu günlere
gelindi. Ancak sonucu her ne olursa olsun İran’a açılan ateşin salt İran ile
sınırlı kalmayacağı belli. Çıkacak büyük yangının körfez ülkelerinin yanı sıra,
Doğu Akdeniz, Kafkaslar ve Uzakdoğu’ya kadar birçok ülkeyi saracak gibi. Ortadoğu’daki
savaşın Avrupa’yı indirekt etkileyeceği öngörülse de savaş her yeni gün evrensele
devriliyor. Yani evdeki hesabın çarşıya uymadığı apaçık hissediliyor. Dahası deha
denilen faşist liderlerin aymazlığında patlayan büyük paylaşım savaşlarında başta
Avrupa’nın enkaza döndüğü de tarihle sabit. İşte o yüzden İran’a açılan cephelere
objektif bakan ve büyük resmi gören Avrupa siyaseti tedirgin bekleyişte. Küsler
dengesinin sarsılmaması için şimdilik bir suskunluk söz konusu…
Bozuk
turpun, bizimle olmazsanız ‘tüm ticareti askıya alırız’ şantajına, karşı
çıkarsanız ‘sizinle hiçbir ilgimiz kalmaz’ tehdidine aldırmadan Avrupa’da savaşa
hayır haykırışı güçlenecek gibi. Tıpkı Ispanyol paça Pedro gibi savaş karşıtı sesler
ardı sıra yükselebilir. Sanchez daha ilk gün ‘iki ülke İran'a uluslararası
toplumla görüşmeden tek taraflı saldırdı’ diyerek totalde sekiz bin askerli Endülüs'teki
hava üssü ile Rota deniz üssünü Abd kullanımına kapattı. Burada da şeytan
ayrıntıda gizli, bu üsler1953'te imzalanan Madrid Paktı ile kuruldu. Pakta
imzayı faşist diktatör Franco çaktı. Ancak 1988’de İkili Savunma İş birliği
Anlaşması ile Abd’nin operasyonlarda bu üsleri kullanması İspanya'nın onayı
şartına bağlandı. Bağlandı ki Pedro, üsler restini çekti, savaşı reddetti…
Demek
ki topraklarında Abd üssü barındıran her ülkenin gizli tehlike ve tehdit
hissettiğinde küsler dengesini kendi lehine çevirecek şekilde ikili anlaşmaları
derhal yenilemeli. Emperyal maşa Abd’nin eli kolu bağlanmalı. Başta Ab bu
konuda koordine olur tek ses yükseltirse üsler üzerinden küsler dengesi yeniden
kurgulanır. Tarih insancıl şekillenir. Vahşi kapitalizm ve küresel emperyalizm
Katil Abd ve eli kanlı Israel eliyle her aklına geleni kolaylıkla yapamaz. Aksi
durumda sıra Avrupa’ya da gelir. Yeni küslükler tasarlayan vahşetin eli tıpkı Rusya-Ukrayna
savaşı gibi Avrupa’yı da kuşatır, yeni savaşlar türetir. Ve kendi
topraklarındaki üslerden önce üstler sonra astlar vurulur. Sonrasında düşman
içimizdeymiş anlamadık ahlaması vahlaması kaybedileni geri getirmez…
Diğer
yandan ‘üsler yoksa küslük var, denge bozulur’ havası basan aslı astarı bozuk
turpa ve yamağı kanı bozuk binyemine Sosyalist Sanchez, ‘korkmuyoruz, savaşın
suç ortağı olmayacağız.’ diyorsa diyemeyenler utansın. Küslük dengesi
aleyhimize bozulur presiyle pısanlar utansın. Oysa güçlü ses çıkarmak, iddialı
davranmak gündemi domine eder. Başkaldırıya elbette yürek ister. Yalandan
demokrat görünüp ileri demokrasi kisvesiyle körü körüne riayet ve hizmetkarlık
çizgisinde diretmek ise özgürlüğü yok eder. Haliyle ülkeler ve Dünya için kötü olacak
her şeye ve özgün değerlere aykırı biçimde suni küslüğe bel bağlanır. Hele de herhangi
bir misilleme korkusuyla bu metazori savaş ortaklığı kabulleniliyorsa küsler
dengesine yazıklar olsun…
ÜSLER
MESELESİ
Savaş
diplomasisinde uzağı yakın, yakını uzak görme daima vahşi ortakları çoğaltır. Diplomasızlık,
emperyal işbirlikçilik adına iç ve dış koalisyonlar kurdurtur. Bu kudurgunluk, Ata
topraklarında yabancı askeri üsler kurulmasına yasal izni getirir. Üsler kuruldukça
kalıcı barış ve tam bağımsızlık kökten zedelenir. Haliyle her sıkışmada üslerden
savaş bezirganlığı çağlar, üstlerden savaş çığlıkları yükselir. Savaşzadeler
gökyüzü ve yeryüzü savaşlarına ziyadesiyle gönüllü olur. Ama savaşzedeler
arttıkça bu üsler meselesi yeniden değerlendirilmelidir. Aksi halde özgürlüğün
atlas perdesi her fırsatta paralanır. Üsler, üsteleyerek savaş hevesi
bulaştırır, savaşı kaynatır, ateşi körükler. Emre amade üstler ise savaş
aritmetiğini ve acı gerçeği bir çırpıda günceller…
Katil
Abd ve Bopstil Israel yüzünden günbegün Ortadoğu’nun kanla kızaran nehirlerinde
yüzen ala balıklar, atlas gökte vurulan beyaz güvercinler, savaş ve barışa
endeksli ilahi emirler tarihin aynasına bir bir yansıyor. Gözler savaş
rejimlerine, lafta rejim değişikliği masalına açılıyor. Bölgeye zorla dayatılan
ucuz senaryo ve dünyaya metazori seyrettirilen envaı çeşit film bizzat üslerden
havalanıyor. İşbirlikçi üstler ise bilumum üsleri yakacak, yıkacak ateşi düşürüyor.
Yani bu üsler meselesi dünya çapında çözülmedikçe, dünyanın tek jandarması havasındaki
katil Abd ve yaltakçısı dinci-faşist Israel’in ajandası boş kalmaz. Yayılmacı
politika devlet ve sınır tanımaz…
Tanımına
dahi bakmadan yararı çokmuş gibi gösterilerek yaygınlaştırılan üsler, özünde tam
teçhizat askeri tesisler. Her biri kalıcı organize asker ve paramiliter güçleri
barındırır. Üsler, Beşgen ofisten düğmeye basınca planlanmış operasyonları anında
uygulamaya koyar. Yığınla destek sağlar. Katil Abd, kendi toprakları dışında üs
kurma işinde en cevval ve en can alıcı ülkedir. Hemen Birinci Dünya Savaşı
sonrası başlattığı askeri üs ve tesis kurma işini, İkinci Dünya Savaşı’nın
getirisi yeni dünya düzeninde had safhaya çıkarmıştır. Dünyanın dört bir yanına
jeopolitik dengeler gözetilerek kurulan bu üs ve tesisler, Abd faydasına soğuk
savaş sürecini yürütmüştür. Üsler vasıtasıyla Abd’nin üstlendiği rol Sovyet
Rusya’nın yayılmasını engellemek olarak lanse edilmiştir. Sovyetlerin
dağılmasıyla asıl niyet olası büyük savaşları Abd topraklarından uzakta
karşılamaya dönüşmüştür. Ancak zamanla büyük sermaye ve egemen güçlerin çıkarı
için yerel ve bölgesel sıcak savaşlar çıkarmaya, askeri temin ve asgari zemin
hazırlamaya üsler aracı kılınmıştır. Üstelik vahşi sömürü mekanizması silah
zoru işletilmiştir. İşte salt bu yüzden Abd, kendi içinde ve dışında yüzlerce askeri
üslere ve tesislere sahiptir.
Kahrolası
Bop çerçevesinde bölge ülkeleriyle top gibi oynayan Katil Abd, şimdi rotayı İran’a
çevirdi. Zerre acımadan zülfikara boyun eğdirme girişimini avanesi Israel ile
yürütürken vaktiyle kurduğu üslerden faydalanıyor. Üsler azalan marjinal fayda
uyarınca kirli savaşı içselleştiriyor. Ama bu saldırganlık çoklu cepheleri olan
savaşa da kapı aralar. Üstler, sanki üsler kendilerininmiş gibi senin
üslerinden benim üslerim vuruldu babında içten içe yeni savaşları körükleyebilir.
Doğacak savaş mağduru geçici sığınmacı sorunu ise bizzat komşuları vurur. Yani
bölgedeki Abd üsleri kapatılmaz veya kullanımı sınırlandırılmaz ise ki bu
şartlarda mümkün değil İran’a açıldığı varsayılan bu savaş, sınırsız savaşa ve
asimetrik savaşa evrilir…
Evinin
dışına üs kurma heveslisi Abd ile evinin dışını kendine vaad edildiğini
zırvalayan dinci-faşist Israel Ortadoğu’da kurulmuş Abd üslerinden güç buluyor.
Belki de Nato. Bölgede Abd resmen Ürdün, Umman, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır,
Lübnan, Kuveyt, Katar, Israel, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’deki
üslere deniz, hava ve kara kuvvetleriyle konuşlanmış. Sağlam kaynaklara göre on
küsur ülkede en az yirmi civarında noktada kalıcı veya geçici Abd üsleri
mevcut. Bu üslerde elli bini aşan Abd askeri olduğu tahmin ediliyor. Yani çok
konuşana veya derin sessizliğe bürünene saldırı ve misillemeler şimdilik
hazırdan ikmal ediliyor. Ancak Katil Abd ve Bopstil Israel başka askeri güçler
devreye sokamazsa İran sınavından ikmale kalacaklar gibi görünüyor…
Görünen
o ki, dünyada sayısı bine yaklaşmış Abd üsleri yaylımının bir de Türkiye ayağı
var. Çok partili rejime geçilince ve de iktidar değişince, ilk Abd üssü 1951
yılında 3.320 dönüm üzerine kurulmaya başlandı. Hava üssü 1952’de açıldı. Nato
sözleşmesi bağlamında 1954’te Abd ile askeri kolaylıklar anlaşması imzalandı. Böylece
Abd'nin bereketli topraklarda askeri üsler ve tesisler kurmasına, askeri
faaliyetlerde bulunmasına, idare ve sevkin Abd’ye geçmesine yasal zemin
hazırlandı. Abd bu anlaşma uyarınca sinsi planları doğrultusunda uygun gördüğü
her yere peşi sıra askeri üs ve tesis kurdu. Bugün Türkiye'de Abd’nin kırk
civarında ayrıcalıklı haklar kullanan askeri üs ve tesisinin olduğu söyleniyor.
Bilinenleri Ankara, Balıkesir, Batman, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, Hatay,
İzmir, İzmit, Konya, Malatya, Mardin, Muğla, Şanlıurfa ve Van’dakiler. Bu üslerden
26'sı aktif üs, diğerleri pasif lojistik destek üssü. Bir diğer açılımla yirmi
altı farklı noktada Abd silahlı kuvvetlerine ait askeri üs var. Ayrıca on beş
farklı noktada Nato radarları, beş farklı noktada da Abd'nin füze ve nükleer
bomba kontrol merkezleri, yedi ayrı noktada ise nükleer silah depoları konuşlandırılmış.
Bilinmeyenler de uzun sürebilir İran savaşı vasıtasıyla öğrenilecek…
Bu
Abd üsleri dört bir yanda mantar gibi türetildiği sürece, üstelik kullanımı sadece
beşgen ofise bağlı olduğu sürece uzağı yakın görmek, yakını uzak görmek zor. Bölgede
dar görüşlülük arttıkça Ortadoğu daima tehlike çemberinde kalır. Kurt kapanı üslerden
savaş bezirganlığı, üstlerden savaş tellallığı makul görüldükçe gizli maksatlılar
savaş manyetosunu çakar. Çakallar ve çapsızlar savaşa dair bol martaval okur. Bu
arada Katil Abd ve Bopstil Israel üslerdeki askeri düzenekten destek alarak
manyetik alanı genişletir. Yani bu üsler meselesi kökten halledilmezse plan
işler, daima büyük sermayenin ve egemen güçlerin dediği ve istediği olur…
Bu
savaş nasılsa bizi teğet geçer diye avunmak, bizi kimse vurmaz vuramaz üstenci
ve üstüncü tavır ve yaklaşımı gün gelir Abd üsleri meselesine kilitlenir. Abd
yanlısı üstler katil Abd ve Bopstil Israel destekli yırtar belki ama astlar korkmadan
tam bağımsızlık ipine asılır…
HÜRMÜZ
GEÇİLMEZ
Katil
Abd ile yardakçısı dinci-faşist Israel'in İran'a şimdilik havadan saldırısı
öyle basit görülecek bir emperyalist hamle değil. Dünya kapitalizmini ve
dünyanın yarısından fazlasını direkt ilgilendirmesi gereken bir pentagonist
operasyon. Ayrıca boğaza kadar gelenler apaçık söylenmeli ki gönüller rahat
etsin...
Dünyanın
boğaz boğaza gelmesinin başlıca nedenlerinden biri, Hürmüz Boğazı'nın tam
ortasında genişçe bir uluslararası suyolu bulunması. Jeopolitik açıdan Hürmüz
Boğazı önemli. Küresel petrol ticareti ve transferi için çok daha önemli. Çünkü
bu boğazdan günde en az 21 milyon varil petrol taşınıyor. Yani dünyada
tüketilen petrolün beşte birbuçuğu Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Ayrıca 306
milyon metreküp sıvılaştırılmış doğal gaz da bu boğazdan dünyaya sevkediliyor.
Bir ince ayrıntı daha bu petrolün ve gazın büyük kısmı Çin, Hindistan ve diğer
Asya ülkelerine gitmesi. Bu da demektir ki açılan cephe çok geniş. Geçmişte
olduğu gibi emperyalizmin maşalarına uyarak bir koyup beş alma heveslilerine
duyurulur...
Bu
saldırı büyük sermayenin piyonları katil Abd ile Siyonist Israel'in ve
işbirlikçilerinin İslam'a bakışını da netleştirdi. Hatta Ramadan dinlemeyen bu
operasyon ta 1979 İran rejim değişikliğine dayanıyor. Molla ihtilalinden sonra Amerikan
karşıtlığını bayraklaştıran İran, zaman içinde Hürmüz Boğazı'nı tehdite
başladı. Emperyalizm işbirlikçisi ülkeler; Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar,
Kuveyt, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri İran'a karşı birleştiler. Ve 2000
yılında aralarında savunma paktı imzaladılar. Yetinmeyip NATO ile iş birliğine
kalkıştılar. Bundan faydalanan katil Abd körfez ülkelerine, askeri üsler kurdu.
Böylece bölgede güçlenen Abd, 2025 Haziran'ında İran'ın nükleer tesisleri ve
uranyum zenginleştirme tesislerini vurdu. İran kontür hamleyle Hürmüz Boğazı'nı
resmen kapattı. Bir anda Hürmüz geçilmez
oldu...
Peki
nerede bu Hürmüz Boğazı, kanla yıkanan Orta Doğu'da. Katil Abd ve dinci
Israil'in vurduğu İran açığında. Basra Körfezi ile Umman Körfezi'ni birbirine
bağlayan boğazın en dar yeri yaklaşık 21 deniz mili civarında. Boğaz acayip
stratejik öneme sahip. İki ayrı kanal ile ayrılmış tampon bölgeyi içeren bu
kritik geçit, çıkarılan savaşın ana unsurlarından biri. İflah olmaz kanal
sevdalılarına duyurulur...
Hürmüz
Boğazı; İran, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman dahil birçok ülke tarafından
çevrili olabilir. Ama İran ile Umman'ın ağırlığı asıl dert. Ayrıca Kuveyt,
Irak, İran, Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar petrol
ihracını Hürmüz Boğazı üzerinden
gerçekleştiriyor. Petrolün ulusal pazarlara aktarımının yanı sıra Abd'nin Irak
ve Suriye petrolüne çökmesine rağmen dünya petrol dengesinde güç kaybedişi de
diğer bir neden. Israel'in bu petrol savaşındaki rolü ise tartışma götürür
alakasızlık...
Onyıllardır
Ortadoğu'da tüm yaşananlar mitolojide olduğu gibi bir büyük hesaplaşmanın
parçası. Tıpkı Hürmüz ile Ehrimen savaşı. Evrensel iyilik ile ebedi kötülük
mücadelesi. Mutlak ilim ile karanlık ve cehaletin kapışması. Ahura Mazda'dan
beri öyle. Bugün de böyle. Zerdüştlük inancına göre de Aklın Efendisi'nin tek
kazanan olacağı tanrısal gösterge. Ayrıca Hürmüz, salt yaratıcı değil insanın
daima doğruyu seçmesini öğütleyen ahlaki öğretinin ruhu...
Tarih
öğretir, tüm dünya bir şeyi daha öğrenecek. Katil Abd ile yardakçısı
dinci-faşist Israel'in İran'a açtığı zamanla kitlesel imhayı da içerebilir bu
kirli savaşta mutlak zaferi kim kazanacak. Bunu da Hürmüz Boğazı belirleyecek.
Hürmüz
geçilmez ise biri Hürmüz geçilir ise birileri kazanacak. Başta yakın komşular
kaybedecek sonra yine büyük sermaye kazanacak...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.