TAM SAHA PRESS, YIKILMAZ BLOKSS...

17 Nisan 2026 Cuma

MART NİSAN 2026

 

DURUŞMAN YOZMAN ÇATIŞMASI

Bölgedeki savaşı, komşuya düşen ateşi ve ülkeye yansıyan gerginliği kaçırılamaz fırsat bilip 'nerde Trak orda bırak' kenti Silibriya da tarafların özlemle beklediği duruşmalara başlandı. On yıllardır iktidar erkini elinde tutan yozman tarafından, sandıktan kaçmak için veya seçime Duruşman ile girmemek için kurgulandığı ifade edilen kumpas, dünya çapında görücüye çıktı...

Bitarafın yetkili ağızlarınca 'peçete, paçavra' yakıştırmasıyla anılan, yaklaşık dört bin sayfalık iddia-iftiraname vizyonda. İçi ilkesiz odunlar, çürük ağaç tomrukları rumuzuyla haysiyet cellatlığına soyunan gizli tanıklarla dolu. Duruşmanın ilk günü özet okundu geçildi. Anlaşılan o ki dört bin gün süreceği öngörülen mahkemede baştan belli olduğu gibi suç isnat edilenler değil resmen reel siyaset yargılanacak...

İlerideki günlerde yozman direktifleriyle kurulmuş heyet, absürt sürtüşmeyi ve silik çatışmayı aymazlıkla mahkemeye taşıyacak. Önden belirlenmiş cezaları kesecek. Bu yoz sistemde yargının feriştahı olsa ne yapar gene aynını. Gözler kapanır vazifeler yerine getirilir çünkü emir demiri keser. Zaten yargılamalar epey uzun süreceğinden veya punduna getirilip anında bitirileceğinden ortalıkta bir şehir efsanesi dolaşıyor. Hakem heyeti emre amadeliğe iştahlı üçü beşi bir arada 'ehliyetleri çok çok yeni' olanlardan atandı. Yani kararı vereceklerin hepi topu acemi ve çaylak...

Her cephede tek etkili, sivri akıllı yozman inisiyatifiyle orada yani 'nerde Trak orda bırak' şehri Silibriya da komplo teorileri çerçevesinde yargılanan salt Duruşman değil. Yargılanan yozlaşan siyasete adam gibi adam duruşlu Duruşman ve yoldaşlarının getirdiği ve hayata geçirilmesinden korkulan yeni siyaset anlayışı. Duruşman ve yoldaşlarının mevcut iktidarı devirme algısının ve iktidara yürüyüş gücünün önüne geçme, güdümlü yargı ve ölümlü yargıçlarla Duruşman ve ekibine bidaha geçilmeme savaşı...

Bölgenin kirli savaşla kirletildiği, kan döküldüğü şu günlerde yapılacak 'ilk seçimde mevcut iktidarı değiştirecek başkan adayını' yargılayarak siyaset bir kere daha kirletiliyor. Lekesi geçmez o malum kararı verecekler şunu iyi bilmeli, ömür boyu 'o karar sizinle gelecek ve hep sizinle olacak.' Duruşman ve yoldaşları, duruşmaların sonunda takdir yetkisini elbette yargıçların elinden alamaz. Ancak 'o karar nereye gitseniz sizinle gidecek' takdiri size uygun görülendir. Bu arada gün gelecek 'iddia makamı da yargılanacak' yargı makamı da...

Yani adı iddianame soyadı 'iftiraname' denilen bu tumturaklı söylenceyle başkente selam çakılıyor. Yozman ve silsilesine esas duruşta çakan çakana. Ancak Duruşman, daha başlangıçta çivisi kopmuş duruşmalara çelik iradeyle paslanmaz çiviyi çaktı bile. Sayesinde asıl asrın yolsuzluğunu ve asil soysuzluğu hangi  ‘ahtapotun kolları’ yapmış anlaşılacak. Yani çok yakında

'Asrın yolsuzu' Duruşman mı yozman mı net bir şekilde ortaya çıkar, Yazmanlar tarihe not eder. Ve yarınlarda bu sefer onlar yargılanır...

Siyasi ikbal için devri sabık yaratma derdindeki yozman ve şürekası 'birazcık mertliği varsa masum insanları bırakır, tek başına Duruşman ile mücadele eder.' Aksi halde bu apaçık savaş esiri dayatmalı, dünyada eşi benzeri görülmemiş siyasi dava aslına rücu eder. Ayrıca millet aşkın gücünü gösterdiğinde 'kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz' haykırışıyla ayağa kalktığında ortada dava mava kalmaz. Kalmaz çünkü bu eften püften uyduruk kaydırık davalar toplumda mücadele azmi ve 'büyük bir özgüven' patlaması yaratıyor...

Toplumsal patlamayı önleyeceği düşünülen bu davalar bir nevi gerçeğe yolculuk. Geleceğe 'caps olsun diye' söylemeden geçilemeyecek bir duruş. Duruşman ve yoldaşları bu duruşmalardan yüz akıyla çıkar. Yakında nerde Trak orda bırak kenti Silibriya'dan da çıkarlar. Ve Duruşman, yozman ve şürekasını bir kez daha sandığa gömer...

Duruşman, yozmanlara karşı özlemle beklenen duruşmada. Dava siyasi, çatışma baki. Duruşman ile yozman çatışmasının nedeni, siyasetin mahkemelerde süründürülmesinin özü sandık. Tüm mesele sandıktan çıkmak veya çıkamamak. Yani tarafları kemikleştiren umu da korku da bu...

Bu arada bölgeyi saran savaş ve komşuya düşen ateşin, siyasi davalarla sendeleyen bu ülkeye de sıçrayabilir gerçeği unutulmamalı...

 

KÜSLER DENGESİ

 

Vahşi kapitalizmin doğası gereği, çıkarılan her emperyalist yayılmacı savaşın çoğunlukla hedefine ulaşmadığı tarihsel gerçeklik. Buna rağmen özellikle yakın geçmişin insanlığa bedeli ağır olan hataları tekrarlanıyor. Çünkü emperyal güçler bölgesel savaşlar güdümleyerek dengesizleşen egemenliğini kurtarmaya çalışıyor. Diğer yandan büyük sermaye, Ortadoğu ülkelerine finans merkezi kaymalarını engellemek için küresel küsler yaratıyor. Petrol ve doğal gaz başta enerji için kanlı saldırıları ve kirli savaşı makul göstermeye çabalamadan sürekli bir yerlerden düğmeye basılıyor. Fazla sürmeyeceği malum akla zarar kararlılıkla uzun soluklu operasyonlar başlatılıyor...

 

Tıpkı aslı bozuk turp ve kanı bozuk binyemin ikilisinin Ortadoğu’da sahnelettiği son savaş oyunu gibi. Saldırı öncesinde bölgenin doğal yapısını olumsuz etkileyecek ne kadar etmen varsa ete kemiğe büründürüldü. Pentagon tarafından projelendirildiği bariz operasyonun hayata geçirilmesi için devasa parasal kaynaklar kullanıldı. Bizzat üzerine oynanan ülke, komşu ülkeler ve bölgede istikrarsızlık yaratıldı. Yakın uzak komşularla ebedi küslük programlandı. Böylece tepesine binilecek ülke dünya kamuoyunda yalnızlaştırıldı. Sonra katil jandarma pozisyonundaki Abd, tüm saldırganlığıyla piyasaya sürüldü. Uluslararası hukuk çerçevesinde olmayan, uluslararası hiçbir kararla desteklenmeyen, bölgesel çaplı paylaşım savaşları başlatıldı. Bu tek taraflı girişim eli kanlı Israel’in de katılımıyla çift başlı ejderha konumuna evrildi…

 

Her on yılda bir, bir Ortadoğu ülkesi yeniden dizayn edile edile bu günlere gelindi. Ancak sonucu her ne olursa olsun İran’a açılan ateşin salt İran ile sınırlı kalmayacağı belli. Çıkacak büyük yangının körfez ülkelerinin yanı sıra, Doğu Akdeniz, Kafkaslar ve Uzakdoğu’ya kadar birçok ülkeyi saracak gibi. Ortadoğu’daki savaşın Avrupa’yı indirekt etkileyeceği öngörülse de savaş her yeni gün evrensele devriliyor. Yani evdeki hesabın çarşıya uymadığı apaçık hissediliyor. Dahası deha denilen faşist liderlerin aymazlığında patlayan büyük paylaşım savaşlarında başta Avrupa’nın enkaza döndüğü de tarihle sabit. İşte o yüzden İran’a açılan cephelere objektif bakan ve büyük resmi gören Avrupa siyaseti tedirgin bekleyişte. Küsler dengesinin sarsılmaması için şimdilik bir suskunluk söz konusu…

 

Bozuk turpun, bizimle olmazsanız ‘tüm ticareti askıya alırız’ şantajına, karşı çıkarsanız ‘sizinle hiçbir ilgimiz kalmaz’ tehdidine aldırmadan Avrupa’da savaşa hayır haykırışı güçlenecek gibi. Tıpkı Ispanyol paça Pedro gibi savaş karşıtı sesler ardı sıra yükselebilir. Sanchez daha ilk gün ‘iki ülke İran'a uluslararası toplumla görüşmeden tek taraflı saldırdı’ diyerek totalde sekiz bin askerli Endülüs'teki hava üssü ile Rota deniz üssünü Abd kullanımına kapattı. Burada da şeytan ayrıntıda gizli, bu üsler1953'te imzalanan Madrid Paktı ile kuruldu. Pakta imzayı faşist diktatör Franco çaktı. Ancak 1988’de İkili Savunma İş birliği Anlaşması ile Abd’nin operasyonlarda bu üsleri kullanması İspanya'nın onayı şartına bağlandı. Bağlandı ki Pedro, üsler restini çekti, savaşı reddetti…

 

Demek ki topraklarında Abd üssü barındıran her ülkenin gizli tehlike ve tehdit hissettiğinde küsler dengesini kendi lehine çevirecek şekilde ikili anlaşmaları derhal yenilemeli. Emperyal maşa Abd’nin eli kolu bağlanmalı. Başta Ab bu konuda koordine olur tek ses yükseltirse üsler üzerinden küsler dengesi yeniden kurgulanır. Tarih insancıl şekillenir. Vahşi kapitalizm ve küresel emperyalizm Katil Abd ve eli kanlı Israel eliyle her aklına geleni kolaylıkla yapamaz. Aksi durumda sıra Avrupa’ya da gelir. Yeni küslükler tasarlayan vahşetin eli tıpkı Rusya-Ukrayna savaşı gibi Avrupa’yı da kuşatır, yeni savaşlar türetir. Ve kendi topraklarındaki üslerden önce üstler sonra astlar vurulur. Sonrasında düşman içimizdeymiş anlamadık ahlaması vahlaması kaybedileni geri getirmez…

 

Diğer yandan ‘üsler yoksa küslük var, denge bozulur’ havası basan aslı astarı bozuk turpa ve yamağı kanı bozuk binyemine Sosyalist Sanchez, ‘korkmuyoruz, savaşın suç ortağı olmayacağız.’ diyorsa diyemeyenler utansın. Küslük dengesi aleyhimize bozulur presiyle pısanlar utansın. Oysa güçlü ses çıkarmak, iddialı davranmak gündemi domine eder. Başkaldırıya elbette yürek ister. Yalandan demokrat görünüp ileri demokrasi kisvesiyle körü körüne riayet ve hizmetkarlık çizgisinde diretmek ise özgürlüğü yok eder. Haliyle ülkeler ve Dünya için kötü olacak her şeye ve özgün değerlere aykırı biçimde suni küslüğe bel bağlanır. Hele de herhangi bir misilleme korkusuyla bu metazori savaş ortaklığı kabulleniliyorsa küsler dengesine yazıklar olsun…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÜSLER MESELESİ

 

Savaş diplomasisinde uzağı yakın, yakını uzak görme daima vahşi ortakları çoğaltır. Diplomasızlık, emperyal işbirlikçilik adına iç ve dış koalisyonlar kurdurtur. Bu kudurgunluk, Ata topraklarında yabancı askeri üsler kurulmasına yasal izni getirir. Üsler kuruldukça kalıcı barış ve tam bağımsızlık kökten zedelenir. Haliyle her sıkışmada üslerden savaş bezirganlığı çağlar, üstlerden savaş çığlıkları yükselir. Savaşzadeler gökyüzü ve yeryüzü savaşlarına ziyadesiyle gönüllü olur. Ama savaşzedeler arttıkça bu üsler meselesi yeniden değerlendirilmelidir. Aksi halde özgürlüğün atlas perdesi her fırsatta paralanır. Üsler, üsteleyerek savaş hevesi bulaştırır, savaşı kaynatır, ateşi körükler. Emre amade üstler ise savaş aritmetiğini ve acı gerçeği bir çırpıda günceller…

 

Katil Abd ve Bopstil Israel yüzünden günbegün Ortadoğu’nun kanla kızaran nehirlerinde yüzen ala balıklar, atlas gökte vurulan beyaz güvercinler, savaş ve barışa endeksli ilahi emirler tarihin aynasına bir bir yansıyor. Gözler savaş rejimlerine, lafta rejim değişikliği masalına açılıyor. Bölgeye zorla dayatılan ucuz senaryo ve dünyaya metazori seyrettirilen envaı çeşit film bizzat üslerden havalanıyor. İşbirlikçi üstler ise bilumum üsleri yakacak, yıkacak ateşi düşürüyor. Yani bu üsler meselesi dünya çapında çözülmedikçe, dünyanın tek jandarması havasındaki katil Abd ve yaltakçısı dinci-faşist Israel’in ajandası boş kalmaz. Yayılmacı politika devlet ve sınır tanımaz…

 

Tanımına dahi bakmadan yararı çokmuş gibi gösterilerek yaygınlaştırılan üsler, özünde tam teçhizat askeri tesisler. Her biri kalıcı organize asker ve paramiliter güçleri barındırır. Üsler, Beşgen ofisten düğmeye basınca planlanmış operasyonları anında uygulamaya koyar. Yığınla destek sağlar. Katil Abd, kendi toprakları dışında üs kurma işinde en cevval ve en can alıcı ülkedir. Hemen Birinci Dünya Savaşı sonrası başlattığı askeri üs ve tesis kurma işini, İkinci Dünya Savaşı’nın getirisi yeni dünya düzeninde had safhaya çıkarmıştır. Dünyanın dört bir yanına jeopolitik dengeler gözetilerek kurulan bu üs ve tesisler, Abd faydasına soğuk savaş sürecini yürütmüştür. Üsler vasıtasıyla Abd’nin üstlendiği rol Sovyet Rusya’nın yayılmasını engellemek olarak lanse edilmiştir. Sovyetlerin dağılmasıyla asıl niyet olası büyük savaşları Abd topraklarından uzakta karşılamaya dönüşmüştür. Ancak zamanla büyük sermaye ve egemen güçlerin çıkarı için yerel ve bölgesel sıcak savaşlar çıkarmaya, askeri temin ve asgari zemin hazırlamaya üsler aracı kılınmıştır. Üstelik vahşi sömürü mekanizması silah zoru işletilmiştir. İşte salt bu yüzden Abd, kendi içinde ve dışında yüzlerce askeri üslere ve tesislere sahiptir.

 

Kahrolası Bop çerçevesinde bölge ülkeleriyle top gibi oynayan Katil Abd, şimdi rotayı İran’a çevirdi. Zerre acımadan zülfikara boyun eğdirme girişimini avanesi Israel ile yürütürken vaktiyle kurduğu üslerden faydalanıyor. Üsler azalan marjinal fayda uyarınca kirli savaşı içselleştiriyor. Ama bu saldırganlık çoklu cepheleri olan savaşa da kapı aralar. Üstler, sanki üsler kendilerininmiş gibi senin üslerinden benim üslerim vuruldu babında içten içe yeni savaşları körükleyebilir. Doğacak savaş mağduru geçici sığınmacı sorunu ise bizzat komşuları vurur. Yani bölgedeki Abd üsleri kapatılmaz veya kullanımı sınırlandırılmaz ise ki bu şartlarda mümkün değil İran’a açıldığı varsayılan bu savaş, sınırsız savaşa ve asimetrik savaşa evrilir…

 

Evinin dışına üs kurma heveslisi Abd ile evinin dışını kendine vaad edildiğini zırvalayan dinci-faşist Israel Ortadoğu’da kurulmuş Abd üslerinden güç buluyor. Belki de Nato. Bölgede Abd resmen Ürdün, Umman, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır, Lübnan, Kuveyt, Katar, Israel, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’deki üslere deniz, hava ve kara kuvvetleriyle konuşlanmış. Sağlam kaynaklara göre on küsur ülkede en az yirmi civarında noktada kalıcı veya geçici Abd üsleri mevcut. Bu üslerde elli bini aşan Abd askeri olduğu tahmin ediliyor. Yani çok konuşana veya derin sessizliğe bürünene saldırı ve misillemeler şimdilik hazırdan ikmal ediliyor. Ancak Katil Abd ve Bopstil Israel başka askeri güçler devreye sokamazsa İran sınavından ikmale kalacaklar gibi görünüyor…

 

Görünen o ki, dünyada sayısı bine yaklaşmış Abd üsleri yaylımının bir de Türkiye ayağı var. Çok partili rejime geçilince ve de iktidar değişince, ilk Abd üssü 1951 yılında 3.320 dönüm üzerine kurulmaya başlandı. Hava üssü 1952’de açıldı. Nato sözleşmesi bağlamında 1954’te Abd ile askeri kolaylıklar anlaşması imzalandı. Böylece Abd'nin bereketli topraklarda askeri üsler ve tesisler kurmasına, askeri faaliyetlerde bulunmasına, idare ve sevkin Abd’ye geçmesine yasal zemin hazırlandı. Abd bu anlaşma uyarınca sinsi planları doğrultusunda uygun gördüğü her yere peşi sıra askeri üs ve tesis kurdu. Bugün Türkiye'de Abd’nin kırk civarında ayrıcalıklı haklar kullanan askeri üs ve tesisinin olduğu söyleniyor. Bilinenleri Ankara, Balıkesir, Batman, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, Hatay, İzmir, İzmit, Konya, Malatya, Mardin, Muğla, Şanlıurfa ve Van’dakiler. Bu üslerden 26'sı aktif üs, diğerleri pasif lojistik destek üssü. Bir diğer açılımla yirmi altı farklı noktada Abd silahlı kuvvetlerine ait askeri üs var. Ayrıca on beş farklı noktada Nato radarları, beş farklı noktada da Abd'nin füze ve nükleer bomba kontrol merkezleri, yedi ayrı noktada ise nükleer silah depoları konuşlandırılmış. Bilinmeyenler de uzun sürebilir İran savaşı vasıtasıyla öğrenilecek…

   

Bu Abd üsleri dört bir yanda mantar gibi türetildiği sürece, üstelik kullanımı sadece beşgen ofise bağlı olduğu sürece uzağı yakın görmek, yakını uzak görmek zor. Bölgede dar görüşlülük arttıkça Ortadoğu daima tehlike çemberinde kalır. Kurt kapanı üslerden savaş bezirganlığı, üstlerden savaş tellallığı makul görüldükçe gizli maksatlılar savaş manyetosunu çakar. Çakallar ve çapsızlar savaşa dair bol martaval okur. Bu arada Katil Abd ve Bopstil Israel üslerdeki askeri düzenekten destek alarak manyetik alanı genişletir. Yani bu üsler meselesi kökten halledilmezse plan işler, daima büyük sermayenin ve egemen güçlerin dediği ve istediği olur…

 

Bu savaş nasılsa bizi teğet geçer diye avunmak, bizi kimse vurmaz vuramaz üstenci ve üstüncü tavır ve yaklaşımı gün gelir Abd üsleri meselesine kilitlenir. Abd yanlısı üstler katil Abd ve Bopstil Israel destekli yırtar belki ama astlar korkmadan tam bağımsızlık ipine asılır…  

 

 

 

HÜRMÜZ GEÇİLMEZ

 

Katil Abd ile yardakçısı dinci-faşist Israel'in İran'a şimdilik havadan saldırısı öyle basit görülecek bir emperyalist hamle değil. Dünya kapitalizmini ve dünyanın yarısından fazlasını direkt ilgilendirmesi gereken bir pentagonist operasyon. Ayrıca boğaza kadar gelenler apaçık söylenmeli ki gönüller rahat etsin...

Dünyanın boğaz boğaza gelmesinin başlıca nedenlerinden biri, Hürmüz Boğazı'nın tam ortasında genişçe bir uluslararası suyolu bulunması. Jeopolitik açıdan Hürmüz Boğazı önemli. Küresel petrol ticareti ve transferi için çok daha önemli. Çünkü bu boğazdan günde en az 21 milyon varil petrol taşınıyor. Yani dünyada tüketilen petrolün beşte birbuçuğu Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Ayrıca 306 milyon metreküp sıvılaştırılmış doğal gaz da bu boğazdan dünyaya sevkediliyor. Bir ince ayrıntı daha bu petrolün ve gazın büyük kısmı Çin, Hindistan ve diğer Asya ülkelerine gitmesi. Bu da demektir ki açılan cephe çok geniş. Geçmişte olduğu gibi emperyalizmin maşalarına uyarak bir koyup beş alma heveslilerine duyurulur...

Bu saldırı büyük sermayenin piyonları katil Abd ile Siyonist Israel'in ve işbirlikçilerinin İslam'a bakışını da netleştirdi. Hatta Ramadan dinlemeyen bu operasyon ta 1979 İran rejim değişikliğine dayanıyor.  Molla ihtilalinden sonra Amerikan karşıtlığını bayraklaştıran İran, zaman içinde Hürmüz Boğazı'nı tehdite başladı. Emperyalizm işbirlikçisi ülkeler; Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri İran'a karşı birleştiler. Ve 2000 yılında aralarında savunma paktı imzaladılar. Yetinmeyip NATO ile iş birliğine kalkıştılar. Bundan faydalanan katil Abd körfez ülkelerine, askeri üsler kurdu. Böylece bölgede güçlenen Abd, 2025 Haziran'ında İran'ın nükleer tesisleri ve uranyum zenginleştirme tesislerini vurdu. İran kontür hamleyle Hürmüz Boğazı'nı resmen  kapattı. Bir anda Hürmüz geçilmez oldu...

Peki nerede bu Hürmüz Boğazı, kanla yıkanan Orta Doğu'da. Katil Abd ve dinci Israil'in vurduğu İran açığında. Basra Körfezi ile Umman Körfezi'ni birbirine bağlayan boğazın en dar yeri yaklaşık 21 deniz mili civarında. Boğaz acayip stratejik öneme sahip. İki ayrı kanal ile ayrılmış tampon bölgeyi içeren bu kritik geçit, çıkarılan savaşın ana unsurlarından biri. İflah olmaz kanal sevdalılarına duyurulur...

Hürmüz Boğazı; İran, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman dahil birçok ülke tarafından çevrili olabilir. Ama İran ile Umman'ın ağırlığı asıl dert. Ayrıca Kuveyt, Irak, İran, Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar petrol ihracını Hürmüz Boğazı  üzerinden gerçekleştiriyor. Petrolün ulusal pazarlara aktarımının yanı sıra Abd'nin Irak ve Suriye petrolüne çökmesine rağmen dünya petrol dengesinde güç kaybedişi de diğer bir neden. Israel'in bu petrol savaşındaki rolü ise tartışma götürür alakasızlık...

Onyıllardır Ortadoğu'da tüm yaşananlar mitolojide olduğu gibi bir büyük hesaplaşmanın parçası. Tıpkı Hürmüz ile Ehrimen savaşı. Evrensel iyilik ile ebedi kötülük mücadelesi. Mutlak ilim ile karanlık ve cehaletin kapışması. Ahura Mazda'dan beri öyle. Bugün de böyle. Zerdüştlük inancına göre de Aklın Efendisi'nin tek kazanan olacağı tanrısal gösterge. Ayrıca Hürmüz, salt yaratıcı değil insanın daima doğruyu seçmesini öğütleyen ahlaki öğretinin ruhu...

Tarih öğretir, tüm dünya bir şeyi daha öğrenecek. Katil Abd ile yardakçısı dinci-faşist Israel'in İran'a açtığı zamanla kitlesel imhayı da içerebilir bu kirli savaşta mutlak zaferi kim kazanacak. Bunu da Hürmüz Boğazı belirleyecek.

Hürmüz geçilmez ise biri Hürmüz geçilir ise birileri kazanacak. Başta yakın komşular kaybedecek sonra yine büyük sermaye kazanacak...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

HER YAZ YAZI FUARI

  HER YAZ YAZI FUARI Park köşelerinde çadır gölgelerine park eden her yeni fuar, yazın gelişinin müjdesi artık. Her yaz yazı fuarı, açık h...