RÜŞVET
VE İRTİKAP VE ÖMER'İN ADALETİ...
Kumpas
nihayet Ada'ya yansıdı. Büyük kumpas ve çark edişle Aydın halkının iradesinin
gasp edildiği, idaresinin saray iktidarına geçirildiği gün Ada için bir darbe
hazırlığına başlandığı belliydi. Ve Ada Başkanı için daha ilk günlerde düğmeye
basıldığı görmezden gelinerek yapılan siyaset bu sabah son buldu. Yani beklenen
oldu...
Bu
saaten sonra artık Ada yeni bir siyaset yapma biçimini egemenleştirmeli. Başka
çare yok. Elbette Başkanın gözaltına alınmasına makul nedenler veya genel geçer
yanıtlar aramak her Adalının doğal hakkı. Ancak çürük çarık temellendirileceği
bariz rüşvet ve irtikap iddiaları gün gelir boşa çıkar. Başkan Ömer'in
adaletinden duyulan kuşkunun boş, iddiaların kumpas olduğu da netleşir.
Şimdilik kaydıyla Başkana husumet besleyenler, arkasından laf etmeyi alışkanlık
haline getirenler belli bir dönem siyaseten nemalanır. Ancak devran dönüp hiç
de öyle olmadığı anlaşıldığında bu tipitip yüzsüz tayfa yine utanmaz belki ama
acayip mahcup olacakları kesin. Ayrıca asıl mesele o değil...
Asıl
mesele; cezayı baştan kesen, bilgi ve belgeyi sonradan ayarlayan ve bunları
suni davaya uyarlayan uzaktan kumandalı adalet mekanizması. Gizli güdümlü
yargının uygulamaktan çekinmediği faşizan atraksiyonlar. Sarayda planlanan
salma korkularla, topluma yeni bir yönetsel model ve yönetici tipi dayatması.
Dayatılması...
Diğer
önemli meseleler silsilesi; mevcut iktidarın, reel siyasete bulaştırdığı bu
hukuk dışı kumpaslara, etkili eylemselikle direnilmesi ve oyunların bir bir
bozulması. Ada yerelindeki gibi daha ilk günden öyle rüşvet ve irtikap
iddialarıyla kafayı bozup, özellikle mahkum edilesi bir kumpasta özel manalar
aranması. Malumun ötesinde kime ne faydası olacağı meçhul manyeller
çıkarsaması. Yani bizzat taşra siyaseti alışkanlığı. Şark kurnazlığı. Bu
meselelerle meşguliyet gerçekten siyaset bilmezlik, gerçekten gereksizlik...
Gereği
siyaseten neyse doğrudan onu yapmak yerine gölgelere saklanıp, gündeme
sallamakla siyasetçi olunmaz. Böyle uzun soluklu siyaset yapılmaz. Çünkü an
gelir, bir sabah herkes için hukuk ve adil yargı temel ihtiyaç olur. Soluklar
kesilir, yol biter...
İşte
sırf bu nedenle dahi yapılan haksızlığı vurgulamak ve hukuksuzluğun karşısında
durmak şart. Bu Başkanı bir şekilde tanıyanların ilk görevi. Birlikte siyaset
yaptığı ekip arkadaşlarının ve partililerinin asli görevi. Adalılar bütünlük
içinde bu kumpasa mutlaka karşı durmalı. Ayrıca özgüvenle 'talimatlı yargının
vereceği her karar hukuken yok hükmündedir' inancını sahiplenmeli...
Hukukçu
siyasetçiler bu kurmaca suçlamaları iyi bilir ama bu işin sonu da baştan belli.
Olabilir. Yine de reva görülen hukuksuzluğa hukuk çerçevesinde direnmek şart.
Elbette CMK uyarınca Ada'nın yargı yetkisinde olan bir durumu İstanbul'un
soruşturması başta hukuğa kötülük. Sonra sanık tanık sayılana. Sahiden bu da
hukuki dayanağı zayıf, hukuk dışı, art niyetli kötücül yaklaşımlı protip bir
dava. Yani iddiası rüşvet ve irtikap görünse de başka davalara eklemlenecek
delilleri uydurma çabalı siyasi bir dava. Dahası bir boş kumpas, duruşması daha
başlamadan çökecek bir yargı muamması. Olsun yine de dayanışma şart hukuk
içinde direnmek şart...
Bu
muallak iddialı gereksiz gözaltı, demokrasiye inanan Adalıların vicdanında
mutlaka rahatsızlık yarattı. Çünkü ikinci dönem için seçilmiş Başkanları, salt
siyasi gerekçelerle, bizzat iddia makamının kanıtlaması gereken ama zor
kanıtlayacağı suçlamalarla hedefe alındı. En nihayet gözaltına alındı ve
tutuklandı. İşte bu seçilmiş iradeye bağımlı yargı eliyle tırpan, seçilene asla
kabul edilemez hukuk dışı müdahaledir...
Şimdi
Adalılar, bu sıkıntılı süreci hukuk çerçevesinde eylemlerle, sıkı etkinliklerle
Başkan lehine çevirmelidir. Partilileri mücadeleyi diri tutarak, demokratik
toplum olma vasfını olabildiğince kullanmalıdır. Tıpkı adalet inancından
sapmayan Ada Belediye Başkanı gibi. Başkanın gözaltı sonrası kamyoyuna
aktardığı ilk mesajı gibi: 'Avukatlık mesleğine, haksızlığa karşı adalet
duygusuyla başladım. Hayatta insanın kendini savunması da varmış. Şimdi
anlıyorum ki mücadelem sadece haksızlığa karşı değil, kötülüğe ve kötüye karşı
da olacak.'
Demek
ki; hak, hukuk, adalet için mücadele zamanı. Yani yılgınlığa düşmeden mücadele
şart, artan ve yükselen ivmeyle haksızlığa, kötüye ve kötülüğe karşı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.