TAM SAHA PRESS, YIKILMAZ BLOKSS...

27 Haziran 2026 Cumartesi

DİNDE KIRILMA NOKTASI, MAHI MATEM...

 

 

DİNDE KIRILMA NOKTASI, MAHI MATEM...

Her dinde mutlaka fay hatları vardır. Faylar kırılınca dinler bir daha belini zor düzeltir. Sürekli aynı kırılma noktası yaşanır durur. Tıpkı Mahı matem Muharrem, Yası matem Muharrem gibi…

Bin yıllar öncesinden beri din ve ahlak örgüsü bozulunca haksız zenginlik perdesi aralanır. Ve her defasında din adına korkunç sona yakınlaşılır. Ayrıca dinsel değerler yere ve zamana göre değişkenlik gösterdiğinden rota şaşar. Yüzyıllar içinde dinsel kemikleşme keskinleşir. Bu nedenle din adına acı katliamlar yaşanır da yaşanır…

Katliamlarla iyice katmerlenen kabuk kırılamayınca da din ülküsü çöker. Din adına sapkın eğilimler sokuluverir dinlere.  Asırlar boyu siyasete yön veren veya siyasete endekslenen din öğretileri her kırılmada biraz daha garipleşir. Zamanla yetenekli dinbazlar ve dilbazlar dine egemen olur. Üstelik sarı madene dayandırılan dinler ve dinci siyaset, birbirinden çok farkı olmayan kültürleri kültleştirir. Ve din kisvesi altında küçük bölgelere hapseder. Hayat akar gider ama binlerce yıl geçse de daima ayni noktaya dönülür. Dinde kırılma noktasına…

Devre devre maddiyata yatkınlığın artmasıyla birlikte sırça köşk dinleri saplantılara ve günahlara, sapkınlıklara ve haramlara göre ayarlanır. Ve dini bandı her gerisingeri sarış, katı siyasal dinciliği hortlatır. Oysa dinlerin çoğu tamamlanamamıştır. Hal ve durumu hep bir kırılma ve acıya gark olmuşluğudur. Ve fay kırıkları sonsuza dek acı yüzünü ve açık seçik etkisini gösterir.

Dinlerin çoğunlukla manzum hikâyeler mertebesinde kalması acı gerçekleri örter. Din adına yol göstermesi muhtemel kitaplar ve evraklar, görmezden gelinir. Böylece ahlaken fakirleşme, dinen yoksullaşma eğilimleri ağırlık kazanır. Artı sözde bu dinsel yapılar kendi katı katılımcılarını ve kendi müritlerini yaratır. Öyle ki yaratan bağlantılı farz edilen vasıflandırmalar,  kör gönüllere taht kurar. Bireysel vicdanlara hükmeden basmakalıp kalıplaşmalar ise din veya dinden sayılır.

Oysa dindışılık şerbetinden içildikçe, Tanrı armağanı sayılan her şey anlamını yitirir. Diğer taraftan dinler gökte ararken yerde buldumculukla, tehlikeli biçimde maddi manevi yatırımlara aracılık eder. İşte bu araflık ve yön tayini, trajik ve beter bir sona sürüklenmedir.

Bu süreçlerde basiretli çıplak uyarıcılar anında din düşmanları olarak yaftalanır. Böylece dikensiz gül bahçesi yaratılır. Sonraki aşama ise dinlerin ve sonsuzluğun şifresinin anında kesin biata, dincilerin de derin bir sessizliğe ve kurmaca kehanetlere bağlanmasıdır. Oysa din adına desteksiz savlananlar hızla sona savruluşun emaresidir.

Tıpkı Kerbela gibi. Facianın öncesi ve sonrası gibi. Mahı matem Muharrem, Yası matem Muharrem gibi...

Her savruluş sonrası insafsız ve hayırsız iradeyle zulmedenler yüzünden dinler en ileri sayılan çağda bile çöker. Çünkü din, tin, beden terbiyesi beynin hükümleri dışına itilir. Pratikte gelişen dinle beraber aklın dehlizlerinde hapsedilenler kendiliğinden belirir. Lafını esirgemez diller ise hemen dinsizlik safına indirgenir. Çünkü vahşileşen dinler bilinmezlik çıtasını yükselterek, maddi manevi karanlığa yolculuğu başlatır. Ara dönem geçişleriyle de din motifli tabela ve dinci tablo yenilenir. Yani ele geçirilen mühür sakınılmadan tersine yenilenişin tam üstüne vurulur.

Zaten dinler tarihinin acı gerçeği, peygamberlerin ortak yazgısı mührün adil kullanılmayışıdır. Hiçbirinde değişmez, dinler peygamberlerinin hayata vedasıyla biter. Hatta peygamberi hayattayken biten dinler bile vardır. Vedaların hemen hemen peşine mühür yüzünden ilk ayrılıklar ateşlenir. Tüm ciddi ayrışmalar da kanla tasdiklenir.

Tıpkı Kerbela vakası gibi. Tam bir kırılma noktasıdır Kerbela. Mahı matem Muharrem, Yası matem Muharrem gibi...

Son dinde kırılma noktası Kerbela'ya en makul ve en özel analizler yapılsa da tarafların uzlaşması olanaksızdır. Çünkü Kerbala insanlık tarihinde ve dinler tarihinde en keskin dönüm noktasıdır.  Kerbela tarihin seyrini değiştiremedi belki ama dinin seyrini değiştirdi. Din ortadan ikiye bölündü. Ve bu bölünmeyi başlatan kırılma noktası birçok ırkı ve medeniyeti yüzlerce yıl çok derinden etkiledi…

Özellikle de Türkleri. Türkler ki binlerce yıl tek tanrılı, çok tanrılı yaşamıştır. Özellikle kendi kültürel birikimlerine ve törelerine uygun dinleri seçmiştir. Dayatılan dinleri zor kabul etmiştir. Tarihte Türkler şamanist, animist, manist, doğa tanrıcı, Zerdüşt, Budist, Musevi, Hristiyan iken son bin yıl da Müslüman olmuştur. Kerbela sonrası ise doğup devam eden iki din anlayışından birini seçmiştir. Öncesi de vardır mutlaka ama özellikle 12. yüzyıldan itibaren Türkler ya Alevileşmiş veya Emevileştirilmiştir.

Bu merkezde değişik bölge ve coğrafyalarda devletleşenler, ilk iş karşıtını ezdi. Yüzyıllar boyu akla mantığa sığmaz biçimde siyasallaşan ‘bir dinin iki kolu’ olarak hep ayrışıldı. Ve din, devlet siyasetine dönüştü.

Devlet gücü kullananlar tarafından, iktidar otoritesi veya kutsal değerler arasında sıkışmış din bağımlıları, tarihin dönüm noktalarında hep karşı karşıya geldiler. Getirildiler. Kırım ve kıyım savaşlarına dönüşen bu 'Kasıtlı Kinci' karşılaşmalarda acımasızlık zirve yaptı. Kerbela merkezli, karşılıklı sürgünler ve toplu kıyımlar sürdü, gitti.

Din adına hala mazur gösterilen bir katliam Kerbela. İçerdiği vahşet Tanrı katındaki hiçbir dinin kalıbına sığmaz. Çünkü bu olayla resmen dinin yörüngesi kaydırılmıştır. Kutsal Kitap dini Kerbela'da toprağa gömülmüştür. Kan revan

Peygamberin soyu tüketilmiştir. Peygamber soyu sopu resmen yok edilmiştir. İşte o gün bu gün tüm yaygın din coğrafyası ve ülkeleri bitmez tükenmez kavgaların içine düşmüştür. Düşürülmüştür.

Kerbela bilinen sona bile bile sürüklenişti. Karşılaşılacak tehlike ve vahşet en baştan belliydi. Hüseyin de farkındaydı. Aklında dinde reform, devlette devrimden başka hiçbir şey yoktu. Bu doğrultuda tarihe yeni mesaj düşmek istiyordu. Canıyla kanıyla da olsa, cesaretle direnecekti. Asla hiçbir güce boyun eğmedi, hiç bir güç kullanmaya da kalkışmadı.

Hüseyin biat etmedi. Hunharca katledileceğini bilmesine karşın, Medine tutsaklığına dönmedi. Hak bildiğinden geri durmadı. Dik durdu. Özgürlüğü yeğledi. Toprağa kaldı, sembol oldu. Ölmedi…

Yolunun da yürüyüşünün de tek amacı vardı, dinin yozlaşmasına tarihi çözümleme getirmek. Ata’sından emanet dinsel birikimin son öncüsü olmak. Gerçeği ortaya çıkarmak. Gerçek dinin tekrarını sağlamak. Geleceğin bilincinde derin ve silinmez izler bırakmak.

Kerbela, Ata’sının getirdiği dini, son kez sonuna dek sahiplenme yeriydi. Eylemse eylem, ölümse ölüm. Ata’sının izinde, ortodoks Arap tutuculuğuna bir başkaldırıydı. Hedef dinin ilerici pratiğine uygun değerleri savunmaktı. Dinin savaşla kurulamayacağını, kurulsa da din birikiminin kurtarılamayacağının tescillenmesiydi.

Kerbela öyle böyle bir kırım değildi. İnanç silsilesini kirleten 72'ye binlerin düştüğü, kısır ve çorak bir arazide acımasız bir kuşatmaydı.

Kuşatma kırılamadı. On Muharrem de Hüseyin düştü. Din kırıldı. Kutsal davet bitti. Kula kutsala soykırıma başlandı. Karanlığa hizmetçi trajediler üzerine din yeniden kuruldu. Ve ruhsal ve nesnel yok oluş, Kerbela da tarihe kazındı…

Peki, bu kırılma noktasından sonraki Din, bu gün bu dakika itibariyle can hıraş yaşanan, kıyamete dek Kutsal Metninde tek bir harfe dokunulamayacağı ve değiştirilemeyeceği mührü olan din mi? Bu hangi dindir? Dünya ideallerine tutsak zihniyetin kurguladığı bu dinin köleleri, kös heveslileri Kerbela’ya nasıl bakacak? Yüzleşilebilecek mi? Elbette hayır...

Kerbela vakası Din'de kırılma noktası. Mahı matem Muharrem, Yası matem Muharrem. Diller lal, yürekler ebediyete dek kanamaya devam edecek...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

TAM ÖZGÜRLÜKÇÜ TAM DEĞİŞİM

  TAM ÖZGÜRLÜKÇÜ TAM DEĞİŞİM   Asrın darbe girişimi sonrası yayan yola revan olma tercih edilince, beklenen değişimin ana hatları da bel...